Geçen gün dost ile öteki mahallede bir meclise katıldık.
Sofra genişti. Mütevazı görünse de, bazen çok büyük lokma yiyenler oluyordu. "Ya o kadar büyük lokma yedin, bari bu kadar büyük konuşma" demedi kimse konuşmaya girene. Biz mi..? Doymadan kalktık. Böylesi yakışırdı...
"Belki bizim de kalıplarımız var"
Kalıpsızlık yoktu zaten. Getiren boş bir şablon vermemişti bize. Aksi gibi rigid bir yapı da vermedi. Tek yapman gereken kalıba doğru şekli verme çabası idi.
- Tek mi?
- Değil tabii...
- Ne dolduracaz bu kalıbın içine?
- İlk önce her kalıba girebilen kadarını dolduracaksın, sürekli malzeme ve tarif değiştirip durursan kalıbı bozarsın, tamam mı?
- Olur...
- Kalıp düzenlendikçe boşlukları doğru malzemeyle doldurmalısın.
- Yanlışla doldurursam?
- Köpük gibi, pişirirken uçar gider...
- Boşluk doldurma sorusu gibi
"Hayat, bir boşluk doldurma oyunu"
"...Kim (hayata) Allah'tan daha güzel renk verebilir..." (2:138 Esed meali)
O halde, kalıbı onunla doldurmalı. Öncesinde de, onunla doldurabilmek üzere şekillendirmeli. Merak etme ne pişirirsek, onu yiyeceğiz...
Hal böyle olunca insanın diğerine karşı duruşu gündeme geldi.
- Amiri misin sen onun?
- Hayır.
- Sahibi misin?
- Haşa.
- Belki mürebbiye olursun.
- Olabilirim.
- Ders 1: Ne verirsen ver, karşılığını sadece Rabb'den bekleyeceksin.
- Peki... Terketse dahi mi?
- Evet, karşılık Rabb'den.
Ders 2: Bu tek taraflı bir terbiye değil, sen de "tamam" değilsin.
- "Tamam" olmadan nasıl mürebbiye olacağım ki?
- Mürebbiyelere ihtiyacımız var ve hiç kimse "tamam" değil, el mahkum.
- Peki...
- O da senin mürebbiyen, bunu kaldırabilcek misin?
- Tamam...
- Terketse dahi mi?
- İnsan mürebbiyelik yaptığını terkedebilir mi?
- İnsan bu... Kaldırabilcek misin?
- Nereye kadar gitcek bu?
- Üçüncü dersin uyarınca birbirinize muamele ettikçe;
Ders 3: "Kovalanmak istemem, kovalamak da. Gel yan yana yürüyelim, iki edepli kul gibi..."
Kovalayan kişiliksiz, kovalanan kişiliksiz... Yol Rabbin yolu, onu takip edene ecir var, tek başına veya iki kişi veya ailecek veya kabilecek veya tüm şehir veya herkes... Ama kimseye yanındakilerden dolayı ikram artırma yok, kim neyi pişirdiyse onu yiyecek...
Sonra, kabul etti hepsini, Rabb'inin rızası için çalışmalara başladı. Önceki diyaloglardaki eksiği farkedememişti...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder