27 Kasım 2014 Perşembe

Koyu siyah

Dost ne diye acı söyler ki?
Bir tayyare geçse saçıma vurup semaverde külken
Sor! Kefenimdeki köyde mi,
Maketten önüme koyduğun kırık sürüngen?

Ensemde yeşerir tokat,
Solar gözlerimde acının dikensizmiş gibi gülü
Geç, sen de güneşe ok at
Yarına dimdik bakar, günahın kirli ve sahte yüzü.

Gönlüm aç bir karın,
Haykırır umuda zorla, parmakları ucunda.
Yarın, bugünden yakın
Saplanır düşük çeneme gecenin bağrında.

Beynim dizleri üstünde,
Yalvarır düş kuran, ayağı yanık beyaz atına
Zehir, Ayın içtiği tütünde
Ben, komadaki gönlümün bahçe duvarında.

Bu sabırsız bir sızı,
Böyle kıvranır işte çığa karşı bir anda bağıran.
Sen! Yeşilin altın kızı
Rahatı bulamaz onu savaşsız arayan.

25 Kasım 2014 Salı

Çocuk

"Bir tur ben de binebilir miyim?" diye sorulan soru...
"Babam izin vermiyo, annem görür"ler...
"Ne halin varsa gör, sana mı kaldık?"...
İnsan çocuk mu kalmalı diyoruz sahiden,
Oysa bu tip tavırları takınınca büyükler...
Çok kırıcı olmuyorlar mı?
İnsan yola devam etmeli. Terbiyesini ihmal etmeden...

20 Kasım 2014 Perşembe

Çocukluğa hasret

Tırnağımı bile anneme kestirecek kadar
Çocuk olmak istiyorum bugün.
Cümle kuramayışımdan okunsun masumiyet;
Su benim olsun, yemekse büyüğün.

Kırmasın onurumu sahte mimikler,
Olurum saklambaçta göz yuman.
Varsın, dönsün arkamda o kirli işler
Hesaba şiddetli çeker Yaradan.

Korkmayalım yine yağmurda ıslanmaktan.
Batalım toza, toprağa, çamura;
Yeter ki korunalım şu günahlardan.
Bilelim; yakında üflenir sûra.

Mutlu etsin elli kuruşa bir simit,
Param yetmesin o dumanlı şeylere.
Rızık telaşını saymayalım tehdit,
Haram geçmedikçe bu boğazdan mideye.

Üç gün olmadan bitsin küslükler,
Bitince edilmesin tek yorum.
Unutulsun yanlışlıkla kırılan o süslükler,
Bugün yeniden çocuk olmak istiyorum.

17 Kasım 2014 Pazartesi

Yaz, derviş!

- ne yazayım?
- yaz derviş, bir gönle iki sığar mı?
- sığabilir, boyutlara bağlı.
- yaz derviş, iki gönül bir olur mu?
- olmaz, ikisi ayrı gönüller.
- ikisinde aynı şey varsa?
- birlik olur ama ikisi ayrı gönüller.
- yaz derviş, gözden uzak gönülden ırak olur mu?
- gönlün kendine yeteceğini zannetmesin, göze ihtiyacı var.
     gözün sağa sola kaymasın, gönlün buna ihtiyacı var.
        gözünle gönlün bir olsun da,
           onlara bağlanacak olan, ancak sabırda...
- yaz derviş, yaz da okuyalım...

14 Kasım 2014 Cuma

Kendini tanımak

Sallanıyorum beynime gerili ipte
Sona gitmek için, başı arıyorum
Saklanabilir miyim geçmişi silipte
Sordukça kendime, hep bocalıyorum

Tarihin tekerrürü, faili dedemin
Ağaran saçlarıma anlatıyorum
Sualler her zaman kendinden emin
Soran oldu mu, donup kalıyorum

Küçük sandığım zerre, gün geçtikçe büyük
Eski sandığa misafir, şu acı küller
Tutan geri bırakır, hafif değil bu yük
Kurulu vakte oturup ağlaşır günler

Akıl-kalp terazisine kim çeker ayar
Kim sokar düzene bu çelişkileri
Zaman bardaktan boşalır da akar
Kalır hatıraların paslı kileri

Aklı yaratan da O, kalbi yaratan da
Efruz düşünür tutup yelkovanı
Çelişkilerinin cevabını bulursun O'nda
Kendini tanımak için önce Rabbini tanı.


10 Kasım 2014 Pazartesi

5 dakka

Kafasını kaldırıp baktığında 5 dakka kaldığını gördü. Cebindeki kuru kayısıyı hatırladı. O soruyu çözmeye uğraşmalı mıydı, yoksa kaysıyı mı yemeli idi.

***

3 saatten fazladır kılıç sallıyordu. Arkadaşlarının çoğu gözlerinin önün de düşmüşlerdi. Tuvaletinin geldiğini farketti. 5 dakkadan fazla süredüremezlerdi zaten bu savaşı belliydi. Ne yapmalıydı?

***

Ormana doğru uzaklaşmıştı arabadan tuvaletini yapmak için. Genişce bir ağaca yaklaştı. Saydı, bir, iki, üç, dört, beş... 5 dakka geçmişti arabanın bir boğa tarafından yolun kenarına devrildiğini farkettiğinde.

***

İzleyenlerin coşkulu çığlıkları arasında boğayı kızdırmaya devam ediyordu, yardımcısı ile birlikte. Üzerine çıkmayı başarmıştı hayvanın, ama böyle devam ederse yorgunluktan yığılması 5 dakkayı bulmayacaktı. Direğe ulaşıp tırmanmalıydı.

***

Direğin tepesindeki adam bağırdı: "3 düşman gemisi yaklaşıyooorr!!". Aşağıda bir telaş. Rüzgar kendilerinden yana idi. Savaş giysilerini giymek için 5 dakkası vardı.

***

"5 dakkaya giysilerimi değiştirip geliyorum." dedi. "Kronometreyi çalıştır, müslüman adam sözünde durur." diye ekledi. İçten içe, işte bu 5 dakkalar değerlendikçe, cennet yaklaşacak diye düşündü.

***

Cennet gibi bir bahçeye bakıyordu pencere. Ortasından şırıl şırıl bir ırmak. 5 dakkasını almazdı aşağı inmesi.Tekerlekli sandalyesini geriye doğru çevirdi. Duvardaki haritaya bakmaya başladı.

***

Harita üzerinde bir çarpı işareti koydu. "Düşman burada, topçuları 5 dakka içinde şu bölgede mevzilendirebilirsek bu savaş bizimdir." Hep birden koşuşturmaya başladılar. Tanklar harekete geçmişti bile.

***

Annesinin yemeğe çağırmasına "5 dakka bekle anne, tankları konuşlandırmam lazım." diye karşılık verdi delikanlı. Olduğu yerde oturmaktaydı, güya deli kanlı. İnternet sekmesi açık kalmıştı oyunu kapattığında.

***

İnternette gezinirken "5 dakka" başlıklı bir yazı dikkatini çekti. 5 dakkada okunur heralde diye düşündü. Bu satırlara geldiğinde 3 dakkasının daha kaldığını farkedip sevindi, hikayenin geri kalanını yaşamaya gitti...

7 Kasım 2014 Cuma

Düşenmek

Çantasında yeteri kadar yer olmasına rağmen, birkaç kitabını elinde taşıyarak sallana sallana yürüyordu genç. Kulağında çalan müziğin yankıyla bitişini dinlerken aklındaki soruya cevap arayacak zamanı seçiyordu bir gözünü kısıp ileriye keskin bir bakış atarak.

"Tamam", dedi. "Bu gece odama girip, ışıkları söndürüp, bir sigara yakar düşünürüm."

Kafasını, "bu işi de hallettik" dercesine hafifçe sallarken bir ürperti hissetti.
Acaba, gerekli cesarete sahip miydi? Bir önceki denemesinde ne kadar başarısız olduğu aklına geldikçe moralinin bozulduğunu hissediyor, adımları tereddütle titriyordu.

Yaşadığı bunalımdan çıkmaya çalışırken, otobüs durağına geldiğini fark etti. Cebindeki yarım kalmış çekirdek paketini kitap tuttuğu eline alıp, yoldan geçen arabaları izleyerek, attığı kabuklarla çevreye verdiği zarardan bihaber çitlemeye başladı. Yine aynı soru, beynindeki başka bir pencereye küçük taşlar atıp onu balkona çağırıyor.

Bu cesarete sahip olmayı düşünecek kadar cesur muydu?

Beklediği otobüsün köşeyi dönüp durağa yaklaştığını farkettiğinde, çekirdek paketini çantasına koyup, baş ve işaret parmağını yalayıp arka cebinden cüzdanını çıkarttı.

Kendi kendine o kadar çok soru sormuştu ki, bu gece kendine hangi soruyu soracağını unuttu.
Düşünmeye başladı.

Vücudunda hayat bulan bir et parçasıydı onu bu hale getiren. Düşünürken, yeni bir düşünceye gebe olan et.

Işık söndü. Kibrit yandı. Uç kızardı.

Cesaret kuruntusunun, esareti altında, düşünmeye başladı.

Neyi düşünecekti?