Dediler:
Kalk git burdan. Kaybedecek bir şeyimiz yok, öldürürüz seni!..
Dedim:
Kazanacak o kadar çok şeyim var ki...
18 Aralık 2016 Pazar
4 Aralık 2016 Pazar
Birinci Asâ
Allah adı ile.
kardeşim, bacım.
kenara bırakalım
elimizi nerden bağlayacağımızı
bak, bağlıyor ellerimizi düşman.
şimdilik unutalım
hangi sıra ile yıkayacağımızı
bak, yıkıyor evlerimizi düşman.
gelin erteleyelim
en son konuşulacak ayrıntımızı
bak, ayırıyor birliğimizi düşman.
tahammül edelim
büyütmeyelim eski kusurlarımızı
bak, parçalar surlarımızı düşman.
kardeşim, bacım.
kenara bırakalım
elimizi nerden bağlayacağımızı
bak, bağlıyor ellerimizi düşman.
şimdilik unutalım
hangi sıra ile yıkayacağımızı
bak, yıkıyor evlerimizi düşman.
gelin erteleyelim
en son konuşulacak ayrıntımızı
bak, ayırıyor birliğimizi düşman.
tahammül edelim
büyütmeyelim eski kusurlarımızı
bak, parçalar surlarımızı düşman.
4 Kasım 2016 Cuma
kelime
yirmi üç on beş:
-adam namaza durdu.
yani aslında başladı.
-kime diyorsun bekar deşim?
-kelime.
o naltı:
-kış. bu telefondan dolayı.
ekin, tarla mahvoldu.
-işin varsa bırak. var sabır ak...
(Allahım nelerdi yorum yapmam gereken,
neler diyorum ben..)
on dokuz:
-giyecek bir şeyi var mı?
-terzide paltosu dokundu.
sudoku
okundu.
ter zide
-zide osmanlıc...
(Allahım yardım et..)
yirmi kırk:
irmik ırk
yazımı yazsam. kışı mı?
...
yazamıyorum
yoru.
hayır. bitti.
.
.
.
(ayır. bitti pire old..
-sus be adam!
- us. kralın yeni u...
-adam namaza durdu.
yani aslında başladı.
-kime diyorsun bekar deşim?
-kelime.
o naltı:
-kış. bu telefondan dolayı.
ekin, tarla mahvoldu.
-işin varsa bırak. var sabır ak...
(Allahım nelerdi yorum yapmam gereken,
neler diyorum ben..)
on dokuz:
-giyecek bir şeyi var mı?
-terzide paltosu dokundu.
sudoku
okundu.
ter zide
-zide osmanlıc...
(Allahım yardım et..)
yirmi kırk:
irmik ırk
yazımı yazsam. kışı mı?
...
yazamıyorum
yoru.
hayır. bitti.
.
.
.
(ayır. bitti pire old..
-sus be adam!
- us. kralın yeni u...
25 Ekim 2016 Salı
Anahtar
Sağlam ve doğru bir anahtara ihtiyacın var
Düşün, kilden çamurdan veya hamurdan bir anahtar yapmışlar. Açılmasını istediğin kapıya uyacağından emin olsan bile, kilidin içinde kırılmayacağına veya bozulmayacağına güvenebilir misin?
Olur da o anahtarı yerlere vurulurken gördüysen ve sağlam çıktıysa…
Dost dosta kilit, dost dosta anahtardır. İyi belle...
18 Ekim 2016 Salı
SanıGeçMek
04.09
Sanıyorum
18.10
Çünkü...
Bu çünkü, neden bunu geçeceğimizi açıklayacak.
Çünkü, bunu geç dediğim zaman hiç bir şey geçmemişti.
Ama şimdi geçmiş.
Bunu da geç,
Çünkü geçecek...
Sanıyorum
Sancıyor
Yüreğim
Bunu geç...
18.10
Çünkü...
Bu çünkü, neden bunu geçeceğimizi açıklayacak.
Çünkü, bunu geç dediğim zaman hiç bir şey geçmemişti.
Ama şimdi geçmiş.
Bunu da geç,
Çünkü geçecek...
30 Ağustos 2016 Salı
Haziran
Çabam şudur ki: bitsin bu istinhaz-i ran.
Ölmeye başladığım şehirdir haziran.
Kulağımda zırıldar durur yaylı tambur,
Çalan eskiden gelen bir musik-i İran.
Saate bakar dururum, o devam eder…
Neyle engellenir bu harekât-ı zaman?
İnsan aciz. Bir çizgi bile değil, nokta
Ne cüretle etmeye ahirete iman?
Vermemezlik etme kendine çeki düzen,
Bacak bacağa dolanmaya başlamadan.
Rüzgara ver sırtını, göğe at gözünü.
Yan düşünde hele, öte yanda yanmadan.
Ran: (Reyn. den fiil) Kalb katılaşması.
12 Ağustos 2016 Cuma
Canım sıkkın bugün
Sıkkın olması hiç iyi bir şey
değil
Boşluktan da değil,
çaresizlikten…
İtilmişlik, ötelenmişlik bilmem
ne bir şeyler
Konuşsan bulutlarla
süzülecekmişsin de,
Ağzına tıkılmış
Ömür dediğimizde aklımıza
gelen rakam farklı olsaydı.
Yirmi deseydik mesela
Ya iki yüz olaydı
İnsan sinirlenince haklı
kendisidir
Bilmez mi haklı olmak sadece anlık tatmindir
“Ben haklıyım!!”
Sahi yirmi yaşına geldiğimizde
Ölcek yakında bu deselerdi
13 Mayıs 2016 Cuma
Yorum
Hatırlamıyorum,
Ne görmüştüm boynumu çevirince hızla?
Koşuyorum,
Terimi silmekten iz oluştu alnımda.
Biliyorum,
İmtihan olacağımı malla ve canla.
İmtihan olacağımı malla ve canla.
Dinliyorum,
Kime ne demişsem bir anlık heyecanla.
İzliyorum,
Görmeseydim neyi göremeyeceğimi.
Görmeseydim neyi göremeyeceğimi.
Örtüyorum,
Yorgunluk yorganını kış gecelerine.
Yorgunluk yorganını kış gecelerine.
Saklıyorum,
Ebelemesinler beni ortalık yerde.
Dövünüyorum,
Neden ben ile övünüyordum ki diye.
Neden ben ile övünüyordum ki diye.
Başlıyorum,
Her seferinde yeni bir çizgi altına.
Kaçıyorum,
Yaptığım kaç yorum, bırakıyorsa zorda.
Yaptığım kaç yorum, bırakıyorsa zorda.
Bitiyorum,
Yavaşça, kolayca, bazen. Kolayca, yavaşça…
Yavaşça, kolayca, bazen. Kolayca, yavaşça…
18 Nisan 2016 Pazartesi
Farkların Ayrımı
Anlatayım sana,
Çünkü sen doğruyla yanlışı ayırt edebilirsin.
Hak ile batıl arasındaki farkı iyi de bilirsin.
Siparişle yazılmayacağını, ne zaman istersem o zaman yazacağımı da bil, ey dost.
Bir ormanın içersinde, yalnız başınayken. Kozalakların tıkırtıları...
Ay ışığında mı? Güneş'in pırıltısının eşliğinde mi? Eh o kadar da seçim hakkın olsun...
İnsanların seni meşgul edemeyecekleri bir mesafeden, sadece bir insanlık yükü bedenin taşırken... Kim bilir kaç insan yükü yükledin göğsüne?
Yüklendikçe ağırlık yapıyorlar. Bazen bir tanesi tümünü ezer. Hatta bütün insanlığı sırf o bir taneyi kaldırsın diye davet edersin. Bu, insanların seni meşgul edemeyecekleri bir mesafede. İnsanlar seni meşgul edecek mesafeye geldiklerinde dostum, hiç bir planın tutmaz. Çünkü dost dahi acı söyler.
Sen o geniş gönlünle diyeceksin ki, acısını da çekmeyeceksem dostun anlamı nedir? Haklı çıkacaksın bir defa daha...
Dedim ya doğruyla yanlışı ayırt edebilirsin sen. İki kişinin farkını da pek tabi bileceksindir. Birisi sen olan iki kişi...
Biliyorum birisi sen olunca hesaplar biraz karışıyor. Açıklamama gerek yok hepiniz biliyorsunuz bunu. Dışardan gözlemlediğin iki kişinin farkıyla, birini içerden birini dışardan gözlemlediğin iki kişinin farkı bir olur mu? Farkların farkını da biliyoruz.
O yüzden sen birisi sen olan iki kişiye, uzaktan baktığın iki kişi gibi bakma. Uzaktaki iki kişinin hissettiklerini hissetmen zordur çünkü, ama birincisi sen olan ikinci kişi senin aynandır. Biliyorum sen ormanı seversin, yahut bir denizin kenarındaki kumda yalnız başına kale yapmayı.
Dostum ne uzaktan baktığın o iki kişi senin gibi kale yapacak, ne birisi sen olan ikinci kişi... Buna rağmen senin elinde bir güç var onun adı da karşılıksız paylaşmak.
Aslında o kadar da karşılıksız değil. Anlatması da zor, anlaması da bunun; karşılıksız paylaşmalar karşılıklıdır.
Bir de tabi paylaşmayı paylaşmak var.
Benden bu kadar...
Çünkü sen doğruyla yanlışı ayırt edebilirsin.
Hak ile batıl arasındaki farkı iyi de bilirsin.
Siparişle yazılmayacağını, ne zaman istersem o zaman yazacağımı da bil, ey dost.
Bir ormanın içersinde, yalnız başınayken. Kozalakların tıkırtıları...
Ay ışığında mı? Güneş'in pırıltısının eşliğinde mi? Eh o kadar da seçim hakkın olsun...
İnsanların seni meşgul edemeyecekleri bir mesafeden, sadece bir insanlık yükü bedenin taşırken... Kim bilir kaç insan yükü yükledin göğsüne?
Yüklendikçe ağırlık yapıyorlar. Bazen bir tanesi tümünü ezer. Hatta bütün insanlığı sırf o bir taneyi kaldırsın diye davet edersin. Bu, insanların seni meşgul edemeyecekleri bir mesafede. İnsanlar seni meşgul edecek mesafeye geldiklerinde dostum, hiç bir planın tutmaz. Çünkü dost dahi acı söyler.
Sen o geniş gönlünle diyeceksin ki, acısını da çekmeyeceksem dostun anlamı nedir? Haklı çıkacaksın bir defa daha...
Dedim ya doğruyla yanlışı ayırt edebilirsin sen. İki kişinin farkını da pek tabi bileceksindir. Birisi sen olan iki kişi...
Biliyorum birisi sen olunca hesaplar biraz karışıyor. Açıklamama gerek yok hepiniz biliyorsunuz bunu. Dışardan gözlemlediğin iki kişinin farkıyla, birini içerden birini dışardan gözlemlediğin iki kişinin farkı bir olur mu? Farkların farkını da biliyoruz.
O yüzden sen birisi sen olan iki kişiye, uzaktan baktığın iki kişi gibi bakma. Uzaktaki iki kişinin hissettiklerini hissetmen zordur çünkü, ama birincisi sen olan ikinci kişi senin aynandır. Biliyorum sen ormanı seversin, yahut bir denizin kenarındaki kumda yalnız başına kale yapmayı.
Dostum ne uzaktan baktığın o iki kişi senin gibi kale yapacak, ne birisi sen olan ikinci kişi... Buna rağmen senin elinde bir güç var onun adı da karşılıksız paylaşmak.
Aslında o kadar da karşılıksız değil. Anlatması da zor, anlaması da bunun; karşılıksız paylaşmalar karşılıklıdır.
Bir de tabi paylaşmayı paylaşmak var.
Benden bu kadar...
16 Mart 2016 Çarşamba
Kul ol, anla
Hakkıyla kul ol, anla.
Bak!
İdare et olanla...
Dünya bir araba sanki,
Gör!
Hem öyle bir karabasan ki...
Vermeye göresin selam,
Sor!
Esirger bir çift kelam.
Sanırsın bu ev bahçeli;
Vur!
Ancak ellerin kelepçeli...
İyi iken kötüyü aratmak,
Yok!
Allah' a mahsus yaratmak.
Hasmım! Değil karşındaki canavar,
Sus!
Elbet onu da doğuran bir ana var!
Hakkıyla kul olanla,
Ol!
Batma o boğulanla...
8 Mart 2016 Salı
böyle Yazılmış
Bugün ne yazacaksınız?
Efruz efendiyle uzun zamandır konuşamıyormuşuz. Efruz efendi, Allah iyiliğini versin...
Oturduk konuştuk bugün. Yaşımızı alıyoruz sanırım yavaş yavaş...
Kayıtlara geçirin, gün gelir şahitliği gerekir bunların. Hesap sorulacağı vakit, yahut o vakit gelmeden evvel. Hesabı doğrulukla tutmamız gereken bir vakit olursa eğer, işte o vakit. Hafızamız bizi yanıltamasın, kayıtlara tüm olanları doğrulukla geçirin.
İnsanlar hep birlikte anlaşmış gibi bize zulmederken... Kendilerine de zulmediyorlar. Bu düzen böyle geldi, ama böyle gidemez, ama zorla götürmeye çalışıyorlar, ama zorlarken bize de ayrıca zulmediyorlar. Allah aşkına bir durun, biz sizden kendimiz için bir şey istemiyoruz. Beni incitebiliyorsunuz artık mutlu musunuz?
İşte böyle durumlar için, bir Efruz çokça şükür vesilesidir. O da yazarsa, faydasını görürseniz, siz de şükredersiniz.
Hafıza meselesi böyle işte. İşin bir güzel tarafı var, bunları kaydederken kişilerden ve olaylardan uzaklara kaydetmek durumundayız biz. Sadece düşünceleri kaydetmek daha güzel. Kişi adlarından, birbirlerine neler yaptıklarından bıkmadık mı sahiden? Falanca sana zulmettiyse bu çok mesele değil. Aslında Allah lütfediyor onu sana, zulmün ne olduğunu öğrenesin diye. Öğren ana fikri kap işte. Sonra gidip falancaya zulmetme. İşte bunun için, kişileri ve olayları değil sadece olayın özünü at hafızaya.
Hey sen,
Allah sana o hafızayı bağışladı. Kalemle yazmayı da O öğretti. Ve yazmanı emretti.
22 Şubat 2016 Pazartesi
Ta-Ha
Allah'ın adına, Rahman, Rahim...
Ta-Ha
Biz Kur'an'ı sana sıkıntı çekesin diye indirmedik...
... ancak huşu duyanlara bir tezkire olsun!
(Ta-ha 1:3)
Vesselam,
Rabb'im nasip ederse, bu öğüt nasıl yankılanmalarda bulunuyor sizlerle de paylaşmak istiyorum...
Kur'an'ın inzal olması, yani üst bir mevkiden daha aşağıda olana lütfedilmesi, yani hidayet edici tarafından, yol gösterilmeye muhtaç olana bir rehber... Ayette sen diye hitab edilen sensin, benim, ilk olarak da Rasulullah Muhammed... Mü'minlerin emiri Ömer'e de hitab etmiş: bu okumayı sana sıkıntı çek diye lütfetmedik.
En'am suresinde de okuduğumuz gibi, Kur'an bize ne öğretti: salatımız da, menasikimiz de, hayatımız da, ölümümüz de... Hepsi Alemlerin Rabb'ı olan Allah için...
Bir çabadan yorulup, akabinde diğerine başlamamız da Kur'an'ın rehberliğinde öğrendiklerimizden. İşte bu; bizim hayatımızın tamamına rehberlik eden lütuf.
Değil mi ki hayatlarımız iddialarla dolu. Her söylediğimiz söz de ilahi öğretiden bir esinti, her eylemimizin Rabbani bir başkaldırı olduğu iddiasında olan bizleriz...
Hasılı sağında solunda dönüp dolaşıyorum işte ya, diyeceğim şudur sana: bu iddialar neticesinde elde ettiğin sonuçlar seni sıkıntıya sürüklüyor mu? Hani hepsi Allah'ın sana lütfettikleri ya, ama kesinlikle sıkıntı çekmen için değil...
Neden içimiz böyle sıkılıyor çoğu zaman. Bu denklemdeki samimiyetsizlik nerede?
Neden içimiz böyle sıkılıyor çoğu zaman. Bu denklemdeki samimiyetsizlik nerede?
23 Ocak 2016 Cumartesi
Kimim ben?
kışın gelişidir, yeryüzüne tesettür.
ama sen... kalmıyorsun çadırda!
şu sözünü etmediğiniz yeni tür,
ağlar bu kelimelerin altında.
ama sen... kalmıyorsun çadırda!
şu sözünü etmediğiniz yeni tür,
ağlar bu kelimelerin altında.
bu, metro kapısına dayalı beden…
soruyorum kendime, kimim ben?
ayakta dikili yirmi beş dakika;
yürüdüm ve az ilerde durdum.
bu fikrime yapılan kaçıncı şaka?
düşündüm ve az sonra kudurdum.
bu, yorulan ve “neden”
bilmeyen…
soruyorum
kendime, kimim ben?
gözleri görmeyenin,
utangaca;
kulağı duymayanın,
suskuna,
uzattığı gülüm
ben kanımca.
dalıveren cahiller yokuşuna…
dalıveren cahiller yokuşuna…
bu, tırnağıyla
parmağını delen...
soruyorum kendime,
kimim ben?
yanı başımda durur güller...
neyin derdindeyim ben sahi?
susmayı öğrenmeden sirenler,
kafandan ayrılmaz şahi...
bu, şimdi nefes alan, ölmeden...
soruyorum kendime, kimim ben?
(bence de) bunlar bilinmeli...
hangi kalem muhtaç mürekkebe?
insan, nerede hangi yaşına inmeli?
hangi karanlık aydınlığa gebe?
ve neden girdiğimiz yol engebeli?
şairin dediği, çiçeklerin tükendiği yerden...
soruyorum kendime, kimim ben?
bu kaçıncıların,
sonuncusu?
sayalım mı hiç
korkmadan yeniden?
tespit edebildin
mi sorunu?
soruyorum kendime,
kimim ben?
22 Ocak 2016 Cuma
Kimlik
GERÇEK KİMLİĞİNİ AÇIKLA EFRUZ!
Saygıdeğer okurlarımıza;
Hepinizin severek takip ettiği Efruz Dündaralp kod adlı yazarımız hakkında duyumlar almaktayız. Kendisinin arkadaş meclislerinde "Halim Zeki de hiç yazmıyor, benim de şevkimi kırıyor." benzeri provakatif söylemlerde bulunduğu artık şüphe uyandırmayacak kesinlik kazanmıştır. Bu açıklamayı sizlere borç biliriz.
Buyrun Efruz bey, beklemekteyiz yazmanızı. Yoksa yüksek mercilerden emir mi bekliyorsun?
Kimsin sen Efruz?
Saygıdeğer okurlarımıza;
Hepinizin severek takip ettiği Efruz Dündaralp kod adlı yazarımız hakkında duyumlar almaktayız. Kendisinin arkadaş meclislerinde "Halim Zeki de hiç yazmıyor, benim de şevkimi kırıyor." benzeri provakatif söylemlerde bulunduğu artık şüphe uyandırmayacak kesinlik kazanmıştır. Bu açıklamayı sizlere borç biliriz.
Buyrun Efruz bey, beklemekteyiz yazmanızı. Yoksa yüksek mercilerden emir mi bekliyorsun?
Kimsin sen Efruz?
15 Ocak 2016 Cuma
Hasret
Ha şimdi
-
Sevgili okurum; sen bu satırları okurken
isimlendirilmeni hak ediyorsun, bitiyor.
-
Okumak..?
-
Evet… Ben bu satırları yazarken hasretimi dile
getirmek istiyorum.
-
Özlem mi, hasret mi?
-
Özlediğim doğrudur ama… Hasret daha üst bir
seviye…
-
Niye üst diye tanımladın?
-
Özlem de, hasret de insanın acziyetinden olduğu
halde… Niye benimki hasret, daha üst model gibi bir yarışa girdim. “Allah’ım bizi koru…”
-
Yani?
-
Çünkü okurum… Sözlük birincil olarak hasrete
özlem dese de, o daha ötededir. Hasrette öncelikle bir şeyin kaybedilmiş olması
gerekir. Bundan dolayı da derin bir elem hali hakimdir…
-
Hasretini anlatacaktın..?
-
Özlem olsa anlatırdım işte. Onda önemli olan
falancadır. Falancayı çok özledim diyorsun, anlatıyorsun özlemini.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



