Yolların içinden geçen yollar
Öncelik ve sonralıklarımızlar
Ve sizlerin öncelikleri
Ve sonralıklarınız olan bizleriz aslında
Sonra bir de dertler tasalar çabalar
Öncesinde de düşünceler
Önceliklerimizi önceleyememeler
Sonraları ahlar vahlar
Yolların dışına taşan yolculuklar
Tarlalar bağlar bahçeler
Buğday başakları
Sonra çitlerle betonlarla çevrelemeler
Uykusuz geceler
Sıra sıra kelimeler
10 Aralık 2017 Pazar
13 Ağustos 2017 Pazar
Üçüncü Şahıs
Aklımdan geçen,
Her birimiz üçüncü bir şahsa konuşuyoruz. Tabi tabi, birbirimiz hakkında konuşuyoruz.
Ah, yine yazmaya başlayınca bi kaçma istekleri. Kaçma, kimden kaçma...
Tamam, tamam yazıyorum ama bakmayın bi.
Bu üçüncü şahıs arkadaşımız, gerçi kendisine arkadaş dememden hoşnut olmayabilir, gerçek biri değil muhtemelen. Yani, benim zannımca olamaz çünkü aklımdan geçen şeydeki şahıs gerçek birinin yapamayacağını yapabiliyor. Belki de gerçekliği vardır bilemiyorum ama zaten anlatmak istediğim bizim ona karşı konuşmamız. Evet evet, sadece ben delirmedim, sizler de ona konuşuyorsunuz.
Tanıdığımız ettiğimiz birisi bişeyler yapmış, hadi hemen gidip üçüncü şahsı bu konuda bilgilendirelim. Gerekiyorsa buna karşı çıkması için teşvik de etmeliyiz. Aman aman, gidip muhatap olmayalım şimdi tadımız kaçmasın. Zaten halledilebilecek olsa üçüncü şahsımız el atar olaya, biz yüz göz olmayalım.
Aslında aklımdan geçen bu üçüncü şahısların tek bir şahıs olmadığı. Yani, hem bir kişinin üçüncü şahsı başka zamanlarda başka birileri olabilir, hem de kişiden kişiye üçüncü şahıslar değişebilir. Ama yine aklımdan geçen; bu üçüncü şahıslar gitgide gerçek bir şahıs olmayan tek bir şahısta birleşiyor. Bana öyle geliyor yani.
Tek bir şahısta devleşen bu üçüncü şahıs gün geçtikçe büyümüyor mu? Büyüdükçe diğer şahsiyetleri şahsiyetsizleştirmiyor mu?
Tek bir şahısta devleşen bu üçüncü şahıs gün geçtikçe büyümüyor mu? Büyüdükçe diğer şahsiyetleri şahsiyetsizleştirmiyor mu?
Ah tabi ya... Üçüncü şahıs... Orda mısın? Selam, naber?
23 Mart 2017 Perşembe
BoşLuk
Bir adım, sonra bir adım, sonra bir tane daha... Sonrası boşluk, aslında değil. Boşluk olsa adımları böylesine ağırlaşır mıydı? Onu zihninin en karanlık kuyularına çekercesine asılan, çırpınacak bir zaman/mekan/takat bırakmayan yükü hafifler miydi boşlukta? Boşluk neydi? Kitap-lık, ayakkabı-lık gibi bir şey mi, boş-luk boşlarla mı doldurulurdu?
- Aman efendim ne diyorsunuz olur mu hiç öyle şey ?
- Kitaplarınızı koyduğunuz şeye kitaplık demeyi biliyorsunuz ama.
- Aynı şey mi? İnsan-lık ımıza da insan doldurmuyoruz değil mi ?
- Ne farkeder, insan-lık ımız olsaydı insan da doldururduk pekala. Rica ederim konuyu saptırmayınız boş-luk diyorum, boş-luk?
- Boş-lukta olan şey yoktur, varsa da önemi yoktur.
- Boş-lukta olanı değil, boş-luku soruyorum ben.
- Boş-luk boştur işte canım.
- Boş-luk nasıldır demedim, boş-luk nedir dedim.
- Pes ediyorum, boş-luklarınızı kendiniz doldurun.
- Evet, işte bu! Sonunda geldiniz beklediğim noktaya. Boş-luk doldurulmamış-lıktır. Ya da boşaltılmış-lıktır mı demeliydim?
- Dolma biber gibi mi mesela?
- Dolma biber doldurulmamış değildir, doldurulması gereken bir şey olma iddiası hiç olmamıştır. Ama siz insanlar doldurma vaadiyle zaten dolu olan dolma biberi çekirdeklerinden ayırıp, sırf yine doldurma vaadiyle içini boşalttığınız patlıcan ve kabaklar tencereyi doldurdu diye, ona yer açamadınız diye tezgahın bir köşesinde çürümeye mahkum ederseniz evet dolma biber tam bir boşluktur. Ama kendiliğinden değildir bu boşluk olma hali. Onu boşluk yapan sizin boş vaadleriniz, vaad ederken kalbinin tam orta yerini sökmüşlüğünüz ve ondan öylece vazgeçmişliğinizdir. Kabuğu, dolma biber boşluğuna bir süre yarenlik eder ama vakti gelince o da gider.Önce hep orada olacak gibi davranır, sonra büzülür, küçülür, sarmak ister, hapsetmek ister boşluğu, o da gitmek istemez çünkü, istese parçalanarak gitmeyi seçer miydi hiç.
...
- Boş geçmeyelim kardeşlerim, Allah rızası için...
- Boşlar boş-lukta kardeşim, boşalttığın yere bak... Dolu ise ocakta, yandı bitti kül oldu...
...
Bunu ben yazmadım.
28 Ocak 2017 Cumartesi
Köşe - Başı
Metronun kapısı, açılmasına müsaade etmişti. Düğme “tamam basabilirsin, müsaidim” dedi. Düğmeye basarken akşam ateşlenen çocuğunu düşündü adam, nasıl olmuştu acaba? Şifayı verecek olana yürekten bir dua güç verdi adımlara ve adam kapıya doğru aceleyle sokuldu. Kapı açıldı ve vagonlar istasyona selam verdiler. Kapı açıldı, kapının açılma sesiyle birlikte dakikalardır süren yolculukta hayallere dalmış genç irkildi, yavaşça ayaklandı. Sağ tarafta bulunan istasyona selam verilince o da kıyama geçince unutmuş olduğunu farkettiği solda duran durak tabelasına yolladı selamını. Selamı aldı durak tabelası. Demir banklar, üzerine öncesinden izin alıp oturmuş yolcuların, istasyona gelen metroya binmelerine yardım ederken yolcular da oturdukları yerden usulca kalktılar. Merdiven basamakları, kendilerini metrodan inen yolcuların adımlarına çoktan hazırlamıştı. Yaşlı bir amca merdivenden hızlı hızlı çıkan gençlere baktı ve iç çekti ardından. Ömür ne ara geçmişti? Ne kadarı kalmıştı? Farkeder miydi? Ne birikimi varsa bu yaşında kaybetmediği çocuk heyecanıyla ufak adımlarına katık etmeye devam edecekti. Bu heyecanla torunu hatrına geldi ve torunun ufak adımları. Yokuş çıkıldı. Trafik lambası kırmızı iken yeşil olmak istedi ve yayalar lambaya gülümser bir vaziyette karşı tarafa geçtiler. Trafik lambası kırmızıyken yeşil oldu, daha kaç mendil satması gerektiğini düşünen bir çocuk kalabalıklar arasında kimseler onu farketmeden karşıya geçti. Babasının verdiği görevi tamamlamasına iki mendil kalmıştı ama kavşağın öbür tarafında kız kardeşinin yiyeceğini çıkaran arkadaşına yardımcı olmak için poşeti bitirmeden ayrılmamaya karar verdi. Kendi tarafında kırmızı rengine duran arabalara yavaş yavaş sokulmaya başladı. Yayalar yanından acı ve korkuyla geçmeye başladı. Adımlar hızlandı. Ter aktı. Peçete teri sildi ve ardından katlanıp çöp tenekesine doğru atıldı. Teneke yorgun bir vaziyette peçeteyi ağırladı. Kornalar içlerinden geldiğince hep beraber bağrışırlarken, iki araba birbirini çok özlediği için sarılıp kafa tokuşturdular. İki araba birbirine çarptı, arabalardan birindeki "elhamdulillah" dedi ve gülümsedi. Kimseler anlamadı, o da anlaşılmak istemedi ve usulca arabadan indi. Yüzünü sıyıran rüzgarı nefesine derince çekti. Rabbinin ayetini nefsine böylesi bir anda bile sindirmesine hamdederek, kırmızıda kavşağa dalıp anlık dalaletinin sonucu şimdi tir tir titreyen diğer şöforü ve yanındakini teskin etmesi gerektiğini anladı. Yokuş inildi. Minare çıkıldı. Ezan okundu.
Ezan okundu, dükkanında dikiş diken amca bir anda makineyi bırakıp "Aziz Allah" diyip huzurla yola koyuldu. Hayatı bir iplikti, bir dikiş daha atmaya gidiyordu. Sonra dosdoğru bildiği yolu alıp bir dikiş daha atacaktı. Camii, kapısını açıp içeri buyur etti gelenleri. Lokantalardan yemek kokuları yükseldi ve şöyle bir etrafı gezip geldiler. Onları alan müşteriler de peşlerine takıldı. Yemek kokusu etrafa yayıldı, kokuyu alan bir öğrenci annesini bir kez daha özledi. Cebinden telefonunu çıkardı ve annesini aradı. Başkasıyla konuşuyordu. Dolmuşa atladıktan sonra arkasından koşarak gelen adama da yer açmak için ufaktan büzüldü. Dolmuş, alabileceği son kişiyi de alıp doldu ve yol çıkıldı.
Dolmuş bir kişi bile almayacak gibi görünse de heyecanla dolmuşa sıkıştı adam. "Ama yer yok ki"lere aldırmadı, dolmuşun sonunda varacağı yerin güzelliğini ve oraya yeni dolmuşu bekleyerek on dakika daha geç kalmayacağını düşünerek tebessüm etti. O tebessümle içerdekilere zahmetsiz derdini anlatmış olmalı, kimse ses etmedi. Ev varıldı. Evin kapısını kendisi açtı çocuk, onu karşılayan soğukluğu tanımadı. Kapıyı annesi açan çocukları düşünemedi çünkü kapıyı annenin açmasının güzelliğini hiç bilemedi. Dersine çalışan kız kardeşinin yanına gitti, bugün daha güzel yiyeceklerle gelen abisine sımsıkı sarıldı. Bugün tanışıp kendisine bu kucaklanmayı almasında yardımcı olan arkadaşının babası kanepeye bakıyordu. Kanepe izin verdi üzerine oturulmasına. Tüm yorgunluğuna rağmen eve gelip çocuğuyla oynamış ve çocuğu uyuyakalmış adam farketmeden oturduğu kanepeye uzandı, emek ve baba kokuyordu. Eşi kokuyu aldı ve tebessümle şükrederek üzerini örttü. Eşi babasının dikiş işinde kendisinden yardım istediği son düzenlemeleri sabah erkenden teslim etmek üzere yaptı. Yastık dayandı, yorgan örttü ancak uyku izin vermedi. Yılın en uzun gecesine takvim ne der bilemedi çünkü kendi ömrünün en uzun gecesini yaşıyordu. Sanki hiç sabah olmayacaktı, gözü tavanda daralan kalbiyle dua etmeye çalışıyordu.
...
Göze çarpmadı hiçbir şey. Kapandı göz. Uyundu uyku.
Her anın içinde yüzlerce ayrıntı, her ayrıntıda insana açılan yüzlerce kapı dedi biri ve ekledi bakmasından öte görmesini bilene.
Her anın içinde gönüllere açılan yüzlerce kapı... Letafetle aralayıp, nezaket getirmesini bilene...
19 Ocak 2017 Perşembe
Köşe
Metronun kapısı,
açılmasına müsaade etmişti. Düğme “tamam basabilirsin, müsaidim” dedi. Kapı
açıldı ve vagonlar istasyona selam verdiler. Selamı aldı durak tabelası. Demir
banklar, üzerine öncesinden izin alıp oturmuş yolcuların, istasyona gelen
metroya binmelerine yardım ederken yolcular da oturdukları yerden usulca
kalktılar. Merdiven basamakları, kendilerini metrodan inen yolcuların adımlarına
çoktan hazırlamıştı. Yokuş çıkıldı. Trafik lambası kırmızı iken yeşil olmak
istedi ve yayalar lambaya gülümser bir vaziyette karşı tarafa geçtiler. Adımlar
hızlandı. Ter aktı. Peçete teri sildi ve ardından katlanıp çöp tenekesine doğru
atıldı. Teneke yorgun bir vaziyette peçeteyi ağırladı. Kornalar içlerinden
geldiğince hep beraber bağrışırlarken, iki araba birbirini çok özlediği
için sarılıp kafa tokuşturdular. Yokuş inildi. Minare çıkıldı. Ezan okundu.
Camii, kapısını açıp içeri buyur etti gelenleri. Lokantalardan yemek kokuları
yükseldi ve şöyle bir etrafı gezip geldiler. Onları alan müşteriler de
peşlerine takıldı. Dolmuş, alabileceği son kişiyi de alıp doldu ve yol çıkıldı.
Ev varıldı. Kanepe izin verdi üzerine oturulmasına. Yastık dayandı, yorgan örttü ancak uyku izin vermedi.
...
Göze çarpmadı hiçbir şey. Kapandı göz. Uyundu uyku.
...
Göze çarpmadı hiçbir şey. Kapandı göz. Uyundu uyku.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


