19 Ocak 2017 Perşembe

Köşe


Metronun kapısı, açılmasına müsaade etmişti. Düğme “tamam basabilirsin, müsaidim” dedi. Kapı açıldı ve vagonlar istasyona selam verdiler. Selamı aldı durak tabelası. Demir banklar, üzerine öncesinden izin alıp oturmuş yolcuların, istasyona gelen metroya binmelerine yardım ederken yolcular da oturdukları yerden usulca kalktılar. Merdiven basamakları, kendilerini metrodan inen yolcuların adımlarına çoktan hazırlamıştı. Yokuş çıkıldı. Trafik lambası kırmızı iken yeşil olmak istedi ve yayalar lambaya gülümser bir vaziyette karşı tarafa geçtiler. Adımlar hızlandı. Ter aktı. Peçete teri sildi ve ardından katlanıp çöp tenekesine doğru atıldı. Teneke yorgun bir vaziyette peçeteyi ağırladı. Kornalar içlerinden geldiğince hep beraber bağrışırlarken, iki araba birbirini çok özlediği için sarılıp kafa tokuşturdular. Yokuş inildi. Minare çıkıldı. Ezan okundu. Camii, kapısını açıp içeri buyur etti gelenleri. Lokantalardan yemek kokuları yükseldi ve şöyle bir etrafı gezip geldiler. Onları alan müşteriler de peşlerine takıldı. Dolmuş, alabileceği son kişiyi de alıp doldu ve yol çıkıldı. Ev varıldı. Kanepe izin verdi üzerine oturulmasına. Yastık dayandı, yorgan örttü ancak uyku izin vermedi.
...
Göze çarpmadı hiçbir şey. Kapandı göz. Uyundu uyku.

1 yorum:

  1. Düğmeye basarken akşam ateşlenen çocuğunu düşündü adam, nasıl olmuştu acaba?
    Kapı açıldı, kapının açılma sesiyle birlikte dakikalardır süren yolculukta hayallere dalmış genç irkildi, yavaşça ayaklandı.
    Yaşlı bir amca merdivenden hızlı hızlı çıkan gençlere baktı ve iç çekti ardından. Ömür ne ara geçmişti?
    Trafik lambası kırmızıyken yeşil oldu, daha kaç mendil satması gerektiğini düşünen bir çocuk kalabalıklar arasında kimseler onu farketmeden karşıya geçti.
    İki araba birbirine çarptı, arabalardan birindeki "elhamdulillah" dedi ve gülümsedi. Kimseler anlamadı, o da anlaşılmak istemedi ve usulca arabadan indi.
    Ezan okundu, dükkanında dikiş diken amca bir anda makineyi bırakıp "Aziz Allah" diyip huzurla yola koyuldu.
    Yemek kokusu etrafa yayıldı, kokuyu alan bir öğrenci annesini bir kez daha özledi. Cebinden telefonunu çıkardı ve annesini aradı.
    Dolmuş bir kişi bile almayacak gibi görünse de heyecanla dolmuşa sıkıştı adam. "Ama yer yok ki"lere aldırmadı, dolmuşun sonunda varacağı yerin güzelliğini ve oraya yeni dolmuşu bekleyerek on dakika daha geç kalmayacağını düşünerek tebessüm etti.
    Evin kapısını kendisi açtı çocuk,onu karşılayan soğukluğu tanımadı. Kapıyı annesi açan çocukları düşünemedi çünkü kapıyı annenin açmasının güzelliğini hiç bilemedi.
    Tüm yorgunluğuna rağmen eve gelip çocuğuyla oynamış ve çocuğu uyuyakalmış adam farketmeden oturduğu kanepeye uzandı, emek ve baba kokuyordu. Eşi kokuyu aldı ve tebessümle şükrederek üzerini örttü.
    Yılın en uzun gecesine takvim ne der bilemedi çünkü kendi ömrünün en uzun gecesini yaşıyordu. Sanki hiç sabah olmayacaktı, gözü tavanda daralan kalbiyle dua etmeye çalışıyordu.
    Her anın içinde yüzlerce ayrıntı, her ayrıntıda insana açılan yüzlerce kapı dedi biri ve ekledi bakmasından öte görmesini bilene.

    YanıtlaSil