18 Ağustos 2015 Salı

İroni


Canım şiir yazmak istemiyor.
Hadi son günümse bugün?
Bu rüyalar beynimi emiyor.
Fikrimle yapıyor düğün.

Canım şiir yazmak istemiyor.
Kustu içini su dolu bardak.
Dünküler yarını kemiriyor.
Bugünse yok soru sormak.

Canım şiir yazmak istemiyor.
Ne çok acı var ağlanacak
Şimdi "üzülmek yok" deniyor
Liman bellidir sığınacak.

Canım şiir yazmak istemiyor.
"Kimim lan" diyor bendeki ben.
Gece horultuları besteliyor.
Tırnakları tutan kerpeten.

16 Ağustos 2015 Pazar

Uzun yol


Yol uzun…
Hedef burnumuzun dibinde değil. O, burnumuz havada olduğundan bize öyle geliyor olabilir ve yol bir heyecanla bir solukta alınmayacak kadar uzun…
Bu seni soğutuyor mu? Beni de soğutuyor, çünkü hep yaptığım gibi yaptım. Doğruyu doğru bildiğimi nasıl söyleyeceğimi bilmeyen ben. Eksik bir insan…
Oysa yüreklendirici cümleler ile ifade etseydim yolun uzunluğunu. Benim de daha çok hoşuma giderdi. Ama bir aması var… Hoşumuza gidiyor, çünkü bu cümleler bize heyecandan başka bir şey vaad etmiyor. Üzgünüm. Dedim ya, heyecanla bir solukta alınamayacak bir yol…
Şimdi paragrafların boyu uzarken, bize ayetler okuyacak insanlara ihtiyacımızı hissediyorum. Düşünsene, Rasulullah etrafındakilere Rabbinden gelen ayetleri okuduğu zaman onlar ne hissettiler. Bir yoldan bahsetmedi mi o da onlara, ‘sırat-ı mustakim’den.
Uzun yola çıkmaya hüküm giyen şair aklıma geldi. Ve Rasulullah Rabbinin ayetlerini okurken onların bir şair sözü olmadığını da söylüyordu. Yani, bu yolun azığı o ayetlerdir, “şair sözü” değil. Tam bu noktada sana keyfince lafızcılık yapabileceğin alanı açtığımı biliyorum. Ama öyle yapmamanı tavsiye ederim. Çünkü, bana kalırsa yapılması gereken bunların niteliklerinin karşılaştırılmasıdır. Bunu yaparsan yola çıktığın zaman sağında solunda bulacağın birçok konuşmacıdan hangisinin Rabbimiz adına konuştuğu ile ilgili pekala bir fikir sahibi olabilirsin, ve hangisinin konuştuğu kısa vadeli üç kuruşluk hesaplarla konuşan bir şairin sözü.
***
İnsanları kırmaktan yoruldum. Kurtulmak için daha kaç tecrübe atlatmalıyım. Affedin beni insancıklar...
- "İnsancık" diyerek kıracağın insanlar da okuyacak bu yazıyı, kırma onları!

9 Ağustos 2015 Pazar

Kele bak etkisi



Edward N. Lorenz, kelebek etkisini açıklarken hava durumuyla ilgili örneğinde "Amazon Ormanları'nda bir kelebeğin kanat çırpması, ABD'de fırtına kopmasına neden olabilir.” demiş. Doğru öngörülmüş bir sistemde, 5 milimetrelik bir domino taşı yaklaşık 45 kilogram ağırlığındaki bir mermerin devrilmesini sağlayabiliyor.

Bu teorik ve fiziksel gerçeklikteki örneklerin yanısıra kelebek etkisini günlük yaşantımızda da görmek mümkün. Bazen bir söz, bir bakış veya bir kalkış bütün bir dünyayı değiştirebilir.

Bu yazının başlığını sadece isimlerdeki benzerliği kullanarak dikkatinizi çekmek için değil, aynı zamanda kelebek etkisinin gerçekten bir “kele bak etkisi” haline geldiğinden bahsetmek için bu şekilde seçtim.

 Kele bak etkisi, kendi saçını kel yapmak için uğraşan, daha sonra aynaya dönüp baktığında:
“Kele bak!” deyip; saçını kazıtmasının daha gür saçlara sahip olmasını sağlayacağını ve içine girdiği onca zahmeti bir anda unutup, bu uğraşları küçük görmesiyle kişinin geçirdiği travmaya verdiğim isimdir.

“Kalk ve uyar” (74:2) emrinin muhatabı, önce bir “kul” ve aynı zamanda bir “elçi” olan Peygamberimiz; kalktı, uyardı ve tüm dünyayı etkiledi.

Bizler, ne yazık ki, bir işi az da olsa düzenli ve devamlı bir şekilde yaparak domino, kelebek veya her ne dersek diyelim, bir etkiyle çok büyük yerlere getirebilecekken; yaptığımız işi küçük görerek, “sadece bunu mu yapıyorsun, hiç yapmasan daha iyi” vesvesesine kulak verip elimizdeki bu işi de heba ediyoruz.

İnan bana kardeşim, o küçük gördüğün günlük okumaların, haftalık veya aylık sohbetlerin, bir kardeşinle çay içerken ona verdiğin öğüt ve tavsiyeler; veya bunu yapsam sanki ne olur deyip çekindiğin bir iyiliği emir veya kötülükten nehiy, çığ gibi büyüyecek ve belki seninle birlikte bir nesli kurtaracaktır.

Çuvaldız bana, iğne size batmıştır. Vesselam…