Yol uzun…
Hedef
burnumuzun dibinde değil. O, burnumuz havada olduğundan bize öyle geliyor olabilir ve yol bir heyecanla bir solukta alınmayacak kadar
uzun…
Bu seni
soğutuyor mu? Beni de soğutuyor, çünkü hep yaptığım gibi yaptım. Doğruyu doğru
bildiğimi nasıl söyleyeceğimi bilmeyen ben. Eksik bir insan…
Oysa
yüreklendirici cümleler ile ifade etseydim yolun uzunluğunu. Benim de daha çok
hoşuma giderdi. Ama bir aması var… Hoşumuza gidiyor, çünkü bu cümleler bize
heyecandan başka bir şey vaad etmiyor. Üzgünüm. Dedim ya, heyecanla bir solukta
alınamayacak bir yol…
Şimdi
paragrafların boyu uzarken, bize ayetler okuyacak insanlara ihtiyacımızı
hissediyorum. Düşünsene, Rasulullah etrafındakilere Rabbinden gelen ayetleri
okuduğu zaman onlar ne hissettiler. Bir yoldan bahsetmedi mi o da onlara, ‘sırat-ı
mustakim’den.
Uzun yola
çıkmaya hüküm giyen şair aklıma geldi. Ve Rasulullah Rabbinin ayetlerini
okurken onların bir şair sözü olmadığını da söylüyordu. Yani, bu yolun azığı o
ayetlerdir, “şair sözü” değil. Tam bu noktada sana keyfince lafızcılık
yapabileceğin alanı açtığımı biliyorum. Ama öyle yapmamanı tavsiye ederim.
Çünkü, bana kalırsa yapılması gereken bunların niteliklerinin karşılaştırılmasıdır.
Bunu yaparsan yola çıktığın zaman sağında solunda bulacağın birçok
konuşmacıdan hangisinin Rabbimiz adına konuştuğu ile ilgili pekala bir fikir sahibi
olabilirsin, ve hangisinin konuştuğu kısa vadeli üç kuruşluk hesaplarla konuşan bir şairin sözü.
***
İnsanları kırmaktan yoruldum. Kurtulmak için daha kaç tecrübe atlatmalıyım. Affedin beni insancıklar...
- "İnsancık" diyerek kıracağın insanlar da okuyacak bu yazıyı, kırma onları!

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder