31 Ekim 2014 Cuma

Gemi

hikayemize devam edelim... nerde kalmıştık?

evet, bilmediğinizin umrumda olmadığı nadide efkarlardan biriydi o.
düşüncesi, çileden çıkarıp başka bir çileye sokan kusursuz nezaket örneği;
akşam ve gece arasındaki ince görünen kalın çizgiydi o.

düşündükçe küfredesi gelen dilimi bağlayan ince ip, dinle beni!

pasif içtiğim sigaraydı o, ciğerimi sahibinden de çok saran.
rüyasını bile ancak rüyalarda görebildiğim
"sanane benim hatalı düşüncemden, benim günahlarımdan",
diyerek çekip gidemediğim, sıkışıp kaldığım andı o.

yüzüne bakmaya yüz bulamadığım,
muma attığım hayali makastı o.

evet o'dur, oluru olmaz düşüncelerime sebep.

sonbahara uçaktan kağıt sallayan, "belki mektup yazarsın" diye
çığıran sestim ben;
kağıttan uçaklar yapıp sonbahara sallayan.

baksana sürüngen, senden bahseder oldum, en olmadık yerde
hani derdin ya, kimse görmesin beni,
seni okuyor şimdi, yorgun gözlerle yapılan bayık bakışlar.
bağırasın geliyor, biliyorum

"yapmayın ulan, okumayın beni!
"size diyorum. nerden çıktınız, nerden buldunuz beni?"

boşuna yorma kendini sürüngen,
boşuna yorma kendini süregeldiğim
okumaya devam ediyor bir çift göz, kapalı deyip geçmeden
o
rüyasını bile rüyalarda görebildiğim.

27 Ekim 2014 Pazartesi

Ağaç

Ağaç bakarsan gelişir,
    Allah'ın da izniyle.
Yetişmiş bir ağaç herkese gölgesinden de, meyvesinden de verir, ayırt etmeden.
Bir insan düşün;
    Bir bahçe buluyor,
    Ve meyve topluyor.
    Sürekli insanlara pay edip duruyor meyveyi, adaleti gözetmeye çalışarak.
    İnsanlar da yiyor.
Diğeri;
    Ağaç yetiştiriyor.
    İnsanlar kendiliklerinden onun gölgesinde gölgelenmeye gidiyor,
    Ve onun meyvesini pek seviyorlar,
        İçlerinden bazıları, bu ağacın bir dalından bir sürgün alıyor,
        Bir başka diyara gidip,
    Ağaç yetiştiriyor.
Söylemesi kolay olsun, birinciye "meyve toplayıcısı", ikinciye "ağaç yetiştiricisi" diyelim.
İnsanın misali bu ikisiyle sınırlı olur mu?
Meyve yiyicisi var,
Ağaç bekçisi var,
Budayıcısı var,
Aşıcısı var,
Kesicisi de var,
Zehircisi de...
Misalleri daha fazla uzatmaktansa Halim dönüp Zeki'ye, Zeki dönüp Halim'e sorsun;
Ne kadar yedin,
Ne kadar topladın da dağıttın,
Ne kadar yetiştirdin...

Peki ya ağaç, onun misali tek çeşitle mi sınırlı?

25 Ekim 2014 Cumartesi

Korku

Kimsin sen?

Elimde tuttuğum, harflerine tek tek gözlerimin değdiği;
ancak okumam bittiğinde hiçbir şey anlamadığım kitap sayfası mı?

Bu şiir sen misin, cümlelerinin ağzımdan çıkıp, kalemimle somutlaştığı?

Ne güzel bir tesettür bu, anlıyorum yazdırdıkların niçin böyle kapalı?

Nedir bu elime aldığımda üşüyüp, ağzıma götürdüğümde dilimi yakan?

Yoksa gökyüzünde, istenilen sayıya zar atılmış, rastgele görünenin içinde bir düzen mi,
bakıpta giriftin içinden anlam çıkarttığım?

Korkuydu bana seni yazdıran,

Korkuyordum üşümekten, şimdi korkuyorum yanmaktan.

21 Ekim 2014 Salı

Uç

Bir gün bir kedi, bir güvercin ile tanıştı.
Kedi dedi güvercine: "Uçmak çok güzel değil mi?"
Güvercin uçtu, geri geldi: "Evet"
"Bilmiyor muydun da, uçtun sonra cevapladın." dedi kedi.
Güvercin, "Sen sorduktan sonra, hala güzel mi diye içimi bir heyecan kapladı doğrusu."

-------------------------------------

At, bülbül ile tanıştı.
Bülbül ata, "sesin ne kadar da kötüymüş, benimkini dinle bak" diye çıkıştı.
At "tüylerin de çok güzelmiş" dedi.
Anlayışlı birisiyle tanıştığı için sevinen bülbül iki kulağının ortasına kondu atın.
Dedi: "koştur bizi kırlarda."
Koşturmacadan at yoruldu ve, "haydi uçur sen de bizi" diyebildi nefes nefese.
Bülbül başladı şakımaya, o şakıdıkça at sanki uçuyordu.
Sonraları fark etti ki, bülbül kendisinden yapamayacağı bir şey istediği için ata azar çekmekteydi.
"Nasıl yapayım ben, nasıl uçurayım seni? Seninle birlikte koştururken ne kadar yoruldum farkında değil misin? Kafanın üstünde dengede durmak kolay mı sanıyorsun sen?..."
At sustu. Hava kararmaya yaklaşıyordu, üstelik kara bulutlar kaplamaya başlamıştı etrafı.
Laf yetiştirmeye çalışsa gecikeceklerini fark etti ve, "Özür dilerim, haydi dönelim artık." dedi.
"Ben kendim dönerim!" diye bir ses işitti, bülbül uzaklaşırken, bacaklarında da derman kalmamıştı.
Oysa gelip yine iki kulağının arasına konsa bülbül, ...
...
...

17 Ekim 2014 Cuma

Okum ve asam bu, peki okumasam?

"...madem gidiyorsun, aralık bıraksan da kapında,
izlesem olmaz mı nasıl bağırıyor ayrılık?"
diye sordu aynadaki dudak kıpırtısına,
rekabete aç, yalnızlığa gebe kuru kalabalık.

kulakları hassaslaştı bir anda, sanki ilk kez duyuyordu ezanı
farketmedi ömrünün neresi öldü, şimdi kaçta kaçındaydı.

oturdu, düşündü, gençti
bakakaldı yere
olurdu, hüzün bir dirençti
bakkaldı yine, hesap defterine umutsuzca iki ekmek parası daha ekleyen
o da bilmiyordu
sahi ödeyebilir miydi, ezdiği karıncaların tazminatını, dava açsalar en fakir yerinden...

oturdu, düşündü, gençti
geç değildi.

kalktı ayağa ve süzdü sokağı,
bağırmak istedi ses telleri kopana kadar
"kalkın ayağa! öldünüz mü sormayalı?"
sesi boğuldu, olmuştu her yer ona dar

oturdu, düşündü, anladı
bu elinde olan yegane gençlikti
nereye sıkmalıydı bu tek mermili tabancayı

-...evet, aynen öyle. sırf kardeş olduğumuz için
-nasıl yani, güneş var dışarda
-sen bilmezsin ankara ayazını, sıkı giyin

birbirini uğurladılar, ettiler Allaha emanet
biri dinledi, diğeri dinlendi, dinlerdi elbet.

suçu kendinde aramayı başarmıştı evet
ancak adımında bir suç bulamadı...

suç sanki sadece yarin sınırındaydı

"bakkal bağırıyor bir yandan...
bir yandan sen kemiriyorsun müebbet yercesine derin düşüncem...
çıkman için ter döktüğüm o yere, dönmek için bu çaba neden?"
şeklinde aklına gelen cümleyi unuturum diye not alan genç
şiir mi yazacaksın? yoksa, çünkü, evet çünküydü zaten seni bu hale getiren.

olurdu, güzeldi, gençti
evlenmelimiydi?

bazen bir "mi" bile ayrı yazılmak ister.
"yazmıyorum ulan! bana hesap soramazsın" desen,
diyebilirsin de, susup doğru olanı yapmak da senin elinde

belki sadece borcunu ödeyip, oturmalıydı

oturdu, düşündü, gençti
"hala mı" diye sordu kendi kendine hızlı olan
-bu hız yetmez miydi, şu hesabı zor kısmı atlatmak için
-genç olmak mı zor, hesap vermek mi?
deyip düşünmesini istedi oturan

-hesap varsa, vardır bir hesap soran

hesabın içinde yaşayıp
hesap, kitap tanımayan neden düşünmüyordu?

otursun, düşünsün, anlasın
o da gençti

"...madem geliyorsun, kapatsan da soğuk vurmasa,
hatırlamak istemem, şimdi burası ılıkken"
diye rica etti aynadaki mutlu suratına,
acılara tok, sevince anne, kalabalık süzen.

13 Ekim 2014 Pazartesi

Yağ-murr

Havaya bir kasvet çökmüştü, fonda -Memleket Hasreti-
Sonra yağmur çiselemeye başladı.
Sonra şemsiyesini açtı.
Sonra yağmur hızlandı.
Şemsiyesini geri kapattı, ve sordu: "Allah'ın arzı geniş değil mi?"
Damlalar suratına "Evet" nidalarıyla çarptılar.
Ve bir tomurcuk çatladı.
Ve okudu: "... biz her şeye su ile hayat verdik."
Bir tebessüm filizlendi, "Gidebilirim ben de buralardan" dedi.
"Ama gitmeden önce yapmam gerekenler var." diye ekledi.
Sulak bir yere gitmeli diye düşündü, ama çöllere de düşmek istemiyor değildi.
"Umurunda olup olmamam umurumda mı sanıyorsun?" diyen bir kelebek, tek tokatla tebessüme saldırdı.
Yeni açmıştı tomurcuk, adam kelebeğe sitemkar bir bakış atmayı denedi.
Kelebeğin o bakıştan beslendiğini anlayıp, indirdi yüzünü. Dedi, "tamam anladım haydi uzaklaş..."
Yapması gerekenler vardı adamın, uçuşuna baktı kelebeğin, "bir güncük değil miydi ömrün, yapmasana böyle bana, bir gününü kırlarda çiçekleri selamlayacağın bin güne tebdil edebilmek isterdim" diyebildi, ama içinden.
Kendini niye kelebeğe kaptırmıştı adam böyle, yapması gerekenleri yapıp gidecekti o kadar. Kelebeğin yapması gerekenleri yaptırmamasından şikayet etti.
Biri çıktı: "onlar kelebek değil, eşek arısı aslında sen yanlış gördün."
Başkası atladı: "benim tırtıl dostlarım var, belki onun halinden anlar."
Öbürü: "ben de bir kelebekle tanışmıştım, demek hepsi böyleymiş."
Adam yavaşça anlamaya başladı, tebessümün filizine can veren kelebek değildi ki, ona bir şey yapabilsin.
Affetti kelebeği, ve kendisine öğrettiklerinin diyeti olarak tebessümün toprağını değiştirdi. Bereketlendi tebessüm. Çok az da suluyordu oysaki.
Sonraları merak ettiler. Sahiden adam neyle suluyordu onu da, öyle güzel açtı?
Baktı, biri acı yaşlarıyla sulamış, acımakta filiz.
Sonra öbürüne, su kanalları kir pas tutmuş, uzun süre kuru kalmaktan.
Şükretti haline, ve bir gün daha yetmesi umulan bir damlayı gözünün nurundan damıttı...

11 Ekim 2014 Cumartesi

10 Ekim 2014 Cuma

Eman

Birisine "sana bişey söylemeliyim" dediğiniz zaman, onun kafasında;
"Bu adam boş konuşmaz, ve bişey söyleyecekse ya benim için, ya kendi için, ya da umum için bir maslahat gözetmiştir muhakkak."
düşüncesi oluşuyorsa ve size karşı samimi ise:
    dinlenirsiniz...

9 Ekim 2014 Perşembe

Valiz

Kalemin kurşun ucu, defterde açtı yara.
Neydi kağıdın suçu, attı şiddetli bir nara?

Dedi ki, tavizler başlattı bu tacizleri.
Kolay mı affettirmek olaylı bir maziyi?

Ve kalem, bir çizikle kesti satır başını.
Sordu usulca yok mu nidanın muhatabı?

Düşündü kağıt zamanla; baktı ki bu ağır yük
Bardakta sandığı su, okyanustan da büyük.

Varmadan kaf dağına kırdılar kanadımı,
Cevap ararken soruma unuttum soyadımı.

Kalem tükenir, yol biter, kağıtlar uçuşur
Ebedi saadete seni, edebin kavuşturur.

Tebdil

Allah'ın selamı ile...

Bugün Efruz Dündaralp kardeşimizin sorduğu "Değer, niçin değişen bir olgudur?" sorusu üzerine bir diyalog yaşandı. Halim ve Zeki arasında...

- "Neden değişmezlik bekliyoruz?". 
- Kazık çakmak mı istiyoruz acaba, sürekli sabit kalsın. 
- Evet, kazık çakmak istiyoruz sanırım, yalan söylememeli, ama çakamıyoruz işte bu gerçek olan.
- Ne isterse olduran sadece Rabb, hamdolsun.

- Çokça sorulan bi sorudur, insanlara cennet tasavvurları anlatıldığında: "Orada sıkılmayacak mıyız, ekmek elden su gölden sürekli?". 
- İnsan bu işte, adama olup olabilecek en değerli ödülü izah ediyorsun, onun değerinde oluşacak değişim hemen kafasına takılıyor. 
- Bu değişimi bekliyor aslında.
- Yani, değişmezlik değerden düşüren bir olgu gibi olduğundan heralde... Yahut bir şeyin değerini anlamanız için onda bir değişim müşahade etmek gerektiğinden.
- Evet, hem değişmezliğin "güvenilirlik"ine sığınmak istiyoruz, hem de değişmezliğin kendisi değerde değişiklik oluşturuyor. 
- Kabul edelim işte: değişkenlik takdir...
- Değişmez olan güvenilirdir elbet, emin olan adam eminliğini sürdüregeldiği için emin.

- Yani şöyle diyebiliriz sanırım, takdir edilmiş olan olacak, ondan kaçış yok. Değişmez olan sabite, takdir edilmiş olanın olması.
- İşte sana sığınılacak liman dost: "... Allah'ın sünnetinde bir değişiklik bulamazsın."(Fetih 23)

Böyle böyle devam ediyor konuşmaları, ne nereden başladıkları belli ne nerede bitirdikleri. Bunları yazacağımı bilselerdi cümlelerini toparlarlardı belki biraz daha...

2 Ekim 2014 Perşembe

Kelebek

Sokak, bir çift ayak sesine hasret,
Kuru göz yaşıyla köşeyi süzer.
Gece duvarlara inen şu kasvet,
Sessizce huzurun kanına girer.

Delinir uykular bir çığlık ile,
Ya da keskin bir söz böler zamanı.
Hapsedilmiş fikirler basar zile
Sorar nerede kurtuluş fermanı?

Sür atını uzak memleketlere,
Görmesin sözünü yüz çizgilerim.
Yaşasın kelebek gününü hürce,
Sen yorulma, ben yerine gülerim.

Mang Al & Sema Ver

Gökyüzü güneşin selamını alıp günlük görevini yerine getirmeye koyulmuşken garip bir ses duyar:

"Hey, koca şey! Biraz su göndersene, dilim damağım kurudu."

Bunu söyleyen deniz, üzerinde gezen gemileri taşımaktan yorulmuş ve duyarsız insanların kendini kirletmesinden bunalmıştır. Gökyüzü durumu anladığı halde bulutların yerinde olmadığını bildiğinden üzülerek cevap verir:

"Bu ay olmaz. Kusura bakma."

Akşam olunca güneşi uğurlayan gökyüzü kızarmaya başlar. Ve ayın on dördü selamlar onu. Koyulaşan muhabbete yıldızlar da katılır. Ve tanıdık, kuru bir ses böler muhabbeti tam öksüz yerinden:

"Hey, gökyüzü! Yanındaki beyazlı, bulut değil mi? Söyle de su göndersin."

Gökyüzü cevaplar:

"Bu, ay. Olmaz, kusura bakma."

***

Ben de soruyorum, istediği zaman beni tek tuş ile kapatabilen okur;
"Değer, niçin değişen bir olgudur?"

Temelsiz ve dayanıksız bir fikir, boşluklarına tuğlalar sıkıştırılarak sağlam bir yapıya dönüştürülebilir mi? Yoksa ona sadece, cızırdayan televizyona vururken yaptığınız muameleyi yapar, geçici bir süre kendinizi iyi hissetmenizi mi sağlarsınız? Peki sahip olmak istediğiniz fikirden beklentiniz bu mudur? Geçici mutmainlik dopingi midir fikir? Bir konu hakkında doğru veya yanlış bir görüş sahibi olmak size ne kazandırır?

Sorduğumuz soruları zaten kendi içinizde cevapladınız. Ancak merak ettiğim bir nokta var.

Acaba,

"Değer, niçin değişen bir olgudur?"