13 Ekim 2014 Pazartesi

Yağ-murr

Havaya bir kasvet çökmüştü, fonda -Memleket Hasreti-
Sonra yağmur çiselemeye başladı.
Sonra şemsiyesini açtı.
Sonra yağmur hızlandı.
Şemsiyesini geri kapattı, ve sordu: "Allah'ın arzı geniş değil mi?"
Damlalar suratına "Evet" nidalarıyla çarptılar.
Ve bir tomurcuk çatladı.
Ve okudu: "... biz her şeye su ile hayat verdik."
Bir tebessüm filizlendi, "Gidebilirim ben de buralardan" dedi.
"Ama gitmeden önce yapmam gerekenler var." diye ekledi.
Sulak bir yere gitmeli diye düşündü, ama çöllere de düşmek istemiyor değildi.
"Umurunda olup olmamam umurumda mı sanıyorsun?" diyen bir kelebek, tek tokatla tebessüme saldırdı.
Yeni açmıştı tomurcuk, adam kelebeğe sitemkar bir bakış atmayı denedi.
Kelebeğin o bakıştan beslendiğini anlayıp, indirdi yüzünü. Dedi, "tamam anladım haydi uzaklaş..."
Yapması gerekenler vardı adamın, uçuşuna baktı kelebeğin, "bir güncük değil miydi ömrün, yapmasana böyle bana, bir gününü kırlarda çiçekleri selamlayacağın bin güne tebdil edebilmek isterdim" diyebildi, ama içinden.
Kendini niye kelebeğe kaptırmıştı adam böyle, yapması gerekenleri yapıp gidecekti o kadar. Kelebeğin yapması gerekenleri yaptırmamasından şikayet etti.
Biri çıktı: "onlar kelebek değil, eşek arısı aslında sen yanlış gördün."
Başkası atladı: "benim tırtıl dostlarım var, belki onun halinden anlar."
Öbürü: "ben de bir kelebekle tanışmıştım, demek hepsi böyleymiş."
Adam yavaşça anlamaya başladı, tebessümün filizine can veren kelebek değildi ki, ona bir şey yapabilsin.
Affetti kelebeği, ve kendisine öğrettiklerinin diyeti olarak tebessümün toprağını değiştirdi. Bereketlendi tebessüm. Çok az da suluyordu oysaki.
Sonraları merak ettiler. Sahiden adam neyle suluyordu onu da, öyle güzel açtı?
Baktı, biri acı yaşlarıyla sulamış, acımakta filiz.
Sonra öbürüne, su kanalları kir pas tutmuş, uzun süre kuru kalmaktan.
Şükretti haline, ve bir gün daha yetmesi umulan bir damlayı gözünün nurundan damıttı...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder