"Hey, koca şey! Biraz su göndersene, dilim damağım kurudu."
Bunu söyleyen deniz, üzerinde gezen gemileri taşımaktan yorulmuş ve duyarsız insanların kendini kirletmesinden bunalmıştır. Gökyüzü durumu anladığı halde bulutların yerinde olmadığını bildiğinden üzülerek cevap verir:
"Bu ay olmaz. Kusura bakma."
Akşam olunca güneşi uğurlayan gökyüzü kızarmaya başlar. Ve ayın on dördü selamlar onu. Koyulaşan muhabbete yıldızlar da katılır. Ve tanıdık, kuru bir ses böler muhabbeti tam öksüz yerinden:
"Hey, gökyüzü! Yanındaki beyazlı, bulut değil mi? Söyle de su göndersin."
Gökyüzü cevaplar:
"Bu, ay. Olmaz, kusura bakma."
***
Ben de soruyorum, istediği zaman beni tek tuş ile kapatabilen okur;
"Değer, niçin değişen bir olgudur?"
Temelsiz ve dayanıksız bir fikir, boşluklarına tuğlalar sıkıştırılarak sağlam bir yapıya dönüştürülebilir mi? Yoksa ona sadece, cızırdayan televizyona vururken yaptığınız muameleyi yapar, geçici bir süre kendinizi iyi hissetmenizi mi sağlarsınız? Peki sahip olmak istediğiniz fikirden beklentiniz bu mudur? Geçici mutmainlik dopingi midir fikir? Bir konu hakkında doğru veya yanlış bir görüş sahibi olmak size ne kazandırır?
Sorduğumuz soruları zaten kendi içinizde cevapladınız. Ancak merak ettiğim bir nokta var.
Acaba,
"Değer, niçin değişen bir olgudur?"
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder