Çantasında yeteri kadar yer olmasına rağmen, birkaç kitabını elinde taşıyarak sallana sallana yürüyordu genç. Kulağında çalan müziğin yankıyla bitişini dinlerken aklındaki soruya cevap arayacak zamanı seçiyordu bir gözünü kısıp ileriye keskin bir bakış atarak.
"Tamam", dedi. "Bu gece odama girip, ışıkları söndürüp, bir sigara yakar düşünürüm."
Kafasını, "bu işi de hallettik" dercesine hafifçe sallarken bir ürperti hissetti.
Acaba, gerekli cesarete sahip miydi? Bir önceki denemesinde ne kadar başarısız olduğu aklına geldikçe moralinin bozulduğunu hissediyor, adımları tereddütle titriyordu.
Yaşadığı bunalımdan çıkmaya çalışırken, otobüs durağına geldiğini fark etti. Cebindeki yarım kalmış çekirdek paketini kitap tuttuğu eline alıp, yoldan geçen arabaları izleyerek, attığı kabuklarla çevreye verdiği zarardan bihaber çitlemeye başladı. Yine aynı soru, beynindeki başka bir pencereye küçük taşlar atıp onu balkona çağırıyor.
Bu cesarete sahip olmayı düşünecek kadar cesur muydu?
Beklediği otobüsün köşeyi dönüp durağa yaklaştığını farkettiğinde, çekirdek paketini çantasına koyup, baş ve işaret parmağını yalayıp arka cebinden cüzdanını çıkarttı.
Kendi kendine o kadar çok soru sormuştu ki, bu gece kendine hangi soruyu soracağını unuttu.
Düşünmeye başladı.
Vücudunda hayat bulan bir et parçasıydı onu bu hale getiren. Düşünürken, yeni bir düşünceye gebe olan et.
Işık söndü. Kibrit yandı. Uç kızardı.
Cesaret kuruntusunun, esareti altında, düşünmeye başladı.
Neyi düşünecekti?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder