24 Temmuz 2015 Cuma

Tanış

-  Halim Zeki’yi tanıyor musun? Artık bunun üzerine yazılmasının vakti gelmiştir sanırım.

Birinci soru. Tanımaktan kastın nedir? Ne olursa tanımış olursun beni. Hangi okulda olduğumu bilirsen mi? Yoksa hangi aile de yetiştiğim, hangi ırka yahut inanca tabii olduğum mu? Belki hangi müzikleri dinlediğimi merak ediyorsun. Hangi mekanlarda takılıyorum. Bunları bildiğin zaman beni tanıyamayacaksın yine de.

Böyle bir tanıma senin şu işine yarar. Halim Zeki’yi bir kalıba oturtursun. Bu durumda da ondan beklentilerin olur tabii ki… Mesela dersin ki, bunu ben böyle tanıdığıma göre bu durumda böyle yapmalıydı. Halim’i doğru bildiysem ben de bunları sana yazıyorum işte. Pek saygıdeğer okur…

Peki blog yazan bir insanı niye böyle tanımak istersin. Kim bilir, belki de zaten tanış olduğun bir insandır. Tanıdığın dediysem yukarıda tarif ettiğim gibi bir tanıma.

Böyle bir tanıma hayatı yaşanır kılmak adına elbette gerekli. Yoksa son derece paronayak yaşantılarımız olurdu. Ama bunun bize neyi kaybettirdiğinin de farkında mısın?

Sana sorup kendim cevap verme hakkımı kullanıyorum sayın okur, çünkü burada sadece benim fikirlerim var aslında. Sen sadece soru sorabildiğim bir figüransın. Bir dakika beklersen buraya geleceğim. Seni kırmamışımdır umarım figüran diyerek. Emin ol, geçerli bir sebebim var.

Bir sahne kuralım. Bir cihaz ışık tutuyor, belli bilgileri gönderiyor. Senin orda da ekran var. O ekrana yansıtıyorsun. Işığın ne taraftan gelmiş olacağını bilirsen o bilgileri ona göre alıyorsun. Bu yüzden belki bu blogta bulunan yazıları yazanı tanımış olmayı istedin. Tamam bişeyler yazıyor ama, ben bunları nasıl değerlendireyim? Ekranı hangi açıyla tutayım?

Sormamışsan gerçekte benim için önemli değil, buradaki ekranda sen sormuşsun gibi gözüküyor. Halim bu ekrana yansıyanı temel alarak yazıyor işte, tıpkı senin halin gibi…

İşte belki bunu kırarız diye söylenmiş bir sözdür “Devr-i şeyne dervişeyn gerek!” sözü. İddialı ve mütevazı. Herkesin kendi feneri ve kendi ekranıyla yaşadığı bu dünya fazlasıyla can sıkıcı değil mi sence de? Kimse gerçekten karşısındaki ne yansıtıyor farkında değil, ve umurunda da değil sonuçta ne anlayacağı ekranın açısına bakar.

Böyle bir durumda benim beklentim şöyle olur. Burada eti kemiği olmayan bir Halim Zeki, bir de Efruz Dündaralp var. Hani olur ya, bunların yazdıkları sana ayna olursa. Ne kadar mutlu olurum biliyor musun?

O fenerini tutsan.
Ve kendi ekranına yansısa.
Ve kendi kendimi tanısam.

Bir kere de kendime sorsam, Halim ben seni tanıyor muyum diye. Ben ne haldeyim biliyor musun. Halim’i bilmiyorum?

Emin ol, Halim’i bilmezsen ölmezsin. Kendine sormaya ne dersin, halini bilmezsen ölüden farkın yok şu dünya da.

!!!bu yazı eksik bir yazıdır!!!

2 yorum:

  1. O zaman biz de anonim bir yorum yazalım ki Halim'de yalnız yansıyana baksın. Eğer ki yansıyandan önce "Kim" diyorsa kendine dönüp bilmezsen ölmezsin be Halim desin.

    Çok bir şey demeyeceğim aslına bakarsanız. Sizin bilip bizim bilmediğimiz isminiz, okulunuz, cisminiz var evet ama bizim bilip sizin bilmediğiniz de bir Haliniz var. Yansıyanlar yansıtan beşere görünmez çoğu vakit. Biz ismi değil ancak Halim'i bildik gibi sizin de Halim'i bulmanız duasıyla.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sevgili anonim;

      Yukarıdaki yazının eksiğini, dolayısıyla yazarın eksikliğini tamamlama çabanız için müteşekkirim. Halim'i bulursam, siz anonime bunu yazdırmış olduğu için mahcub olmuş birini bulacağım zannediyorum.

      Dualarınız doğrultusunda bir amin
      Ve arama kurtarma çalışmaları devam etsin...

      Sil