28 Ocak 2017 Cumartesi

Köşe - Başı

Metronun kapısı, açılmasına müsaade etmişti. Düğme “tamam basabilirsin, müsaidim” dedi. Düğmeye basarken akşam ateşlenen çocuğunu düşündü adam, nasıl olmuştu acaba? Şifayı verecek olana yürekten bir dua güç verdi adımlara ve adam kapıya doğru aceleyle sokuldu. Kapı açıldı ve vagonlar istasyona selam verdiler. Kapı açıldı, kapının açılma sesiyle birlikte dakikalardır süren yolculukta hayallere dalmış genç irkildi, yavaşça ayaklandı. Sağ tarafta bulunan istasyona selam verilince o da kıyama geçince unutmuş olduğunu farkettiği solda duran durak tabelasına yolladı selamını. Selamı aldı durak tabelası. Demir banklar, üzerine öncesinden izin alıp oturmuş yolcuların, istasyona gelen metroya binmelerine yardım ederken yolcular da oturdukları yerden usulca kalktılar. Merdiven basamakları, kendilerini metrodan inen yolcuların adımlarına çoktan hazırlamıştı. Yaşlı bir amca merdivenden hızlı hızlı çıkan gençlere baktı ve iç çekti ardından. Ömür ne ara geçmişti? Ne kadarı kalmıştı? Farkeder miydi? Ne birikimi varsa bu yaşında kaybetmediği çocuk heyecanıyla ufak adımlarına katık etmeye devam edecekti. Bu heyecanla torunu hatrına geldi ve torunun ufak adımları. Yokuş çıkıldı. Trafik lambası kırmızı iken yeşil olmak istedi ve yayalar lambaya gülümser bir vaziyette karşı tarafa geçtiler. Trafik lambası kırmızıyken yeşil oldu, daha kaç mendil satması gerektiğini düşünen bir çocuk kalabalıklar arasında kimseler onu farketmeden karşıya geçti. Babasının verdiği görevi tamamlamasına iki mendil kalmıştı ama kavşağın öbür tarafında kız kardeşinin yiyeceğini çıkaran arkadaşına yardımcı olmak için poşeti bitirmeden ayrılmamaya karar verdi. Kendi tarafında kırmızı rengine duran arabalara yavaş yavaş sokulmaya başladı. Yayalar yanından acı ve korkuyla geçmeye başladı. Adımlar hızlandı. Ter aktı. Peçete teri sildi ve ardından katlanıp çöp tenekesine doğru atıldı. Teneke yorgun bir vaziyette peçeteyi ağırladı. Kornalar içlerinden geldiğince hep beraber bağrışırlarken, iki araba birbirini çok özlediği için sarılıp kafa tokuşturdular. İki araba birbirine çarptı, arabalardan birindeki "elhamdulillah" dedi ve gülümsedi. Kimseler anlamadı, o da anlaşılmak istemedi ve usulca arabadan indi. Yüzünü sıyıran rüzgarı nefesine derince çekti. Rabbinin ayetini nefsine böylesi bir anda bile sindirmesine hamdederek, kırmızıda kavşağa dalıp anlık dalaletinin sonucu şimdi tir tir titreyen diğer şöforü ve yanındakini teskin etmesi gerektiğini anladı. Yokuş inildi. Minare çıkıldı. Ezan okundu.


Ezan okundu, dükkanında dikiş diken amca bir anda makineyi bırakıp "Aziz Allah" diyip huzurla yola koyuldu. Hayatı bir iplikti, bir dikiş daha atmaya gidiyordu. Sonra dosdoğru bildiği yolu alıp bir dikiş daha atacaktı. Camii, kapısını açıp içeri buyur etti gelenleri. Lokantalardan yemek kokuları yükseldi ve şöyle bir etrafı gezip geldiler. Onları alan müşteriler de peşlerine takıldı. Yemek kokusu etrafa yayıldı, kokuyu alan bir öğrenci annesini bir kez daha özledi. Cebinden telefonunu çıkardı ve annesini aradı. Başkasıyla konuşuyordu. Dolmuşa atladıktan sonra arkasından koşarak gelen adama da yer açmak için ufaktan büzüldü. Dolmuş, alabileceği son kişiyi de alıp doldu ve yol çıkıldı.


Dolmuş bir kişi bile almayacak gibi görünse de heyecanla dolmuşa sıkıştı adam. "Ama yer yok ki"lere aldırmadı, dolmuşun sonunda varacağı yerin güzelliğini ve oraya yeni dolmuşu bekleyerek on dakika daha geç kalmayacağını düşünerek tebessüm etti. O tebessümle içerdekilere zahmetsiz derdini anlatmış olmalı, kimse ses etmedi. Ev varıldı. Evin kapısını kendisi açtı çocuk, onu karşılayan soğukluğu tanımadı. Kapıyı annesi açan çocukları düşünemedi çünkü kapıyı annenin açmasının güzelliğini hiç bilemedi. Dersine çalışan kız kardeşinin yanına gitti, bugün daha güzel yiyeceklerle gelen abisine sımsıkı sarıldı. Bugün tanışıp kendisine bu kucaklanmayı almasında yardımcı olan arkadaşının babası kanepeye bakıyordu. Kanepe izin verdi üzerine oturulmasına. Tüm yorgunluğuna rağmen eve gelip çocuğuyla oynamış ve çocuğu uyuyakalmış adam farketmeden oturduğu kanepeye uzandı, emek ve baba kokuyordu. Eşi kokuyu aldı ve tebessümle şükrederek üzerini örttü. Eşi babasının dikiş işinde kendisinden yardım istediği son düzenlemeleri sabah erkenden teslim etmek üzere yaptı. Yastık dayandı, yorgan örttü ancak uyku izin vermedi. Yılın en uzun gecesine takvim ne der bilemedi çünkü kendi ömrünün en uzun gecesini yaşıyordu. Sanki hiç sabah olmayacaktı, gözü tavanda daralan kalbiyle dua etmeye çalışıyordu.
...
Göze çarpmadı hiçbir şey. Kapandı göz. Uyundu uyku.
Her anın içinde yüzlerce ayrıntı, her ayrıntıda insana açılan yüzlerce kapı dedi biri ve ekledi bakmasından öte görmesini bilene.
Her anın içinde gönüllere açılan yüzlerce kapı... Letafetle aralayıp, nezaket getirmesini bilene...

2 yorum:

  1. Kalem de kelam da zarif bir gönle ve zihne karşı olunca ayrı güzelleşiyor. Bu sefer de farklı ömürlere ait ayrıntıların farkedilip zerafetle toparlanmasından çıkan güzelliğı görüp tebessüm etti biri, toparlayanın zarif görüşü daim olsun diye de ekledi.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Güzellik görenin tebessümü daim ve bereketli olsun efendim diye karşılık verdi mahcup olan...

      Sil