Delikanlı yine içine kapandı. “Ben
bunu hakedecek ne yapmıştım ki?” diyen gözyaşlarıyla. Arkadaşı aynı
terennümleri okuyorken, onun sanki sadece kafasının değil göğsünün içinde bir
fırtına koptuğunu görebiliyordu. Sahiden o arkadaş, hiçbir işe yaramadığını
gördüğü halde, niye aynılarını okuyup delikanlının daha fazla içini yiyordu ki?
Daha güçlü kılmaya çalışıyordu sanki delikanlıyı.
Delikanlı arkadaşına kızgındı
sanki. Saatlerce anlatmasına rağmen anlamıyordu arkadaşı onu. O öyle düşünüyor
olmalıydı. Suratına öyle bakıp durmasına da sinir oluyordu. Kesin yine beni
kahraman yapıp, bişeyler yazacak diye düşünmeden edemedi de delikanlı.
“Hey! Beni anlamak için bir çaba
sarfetmeyecek misin? Derdimi bitek sana böyle anlatabiliyorum. Sen orada beni
kendi kendine konuşturuyorsun, yönlendiriyorsun biliyorum. Ama bak karşında bir
gerçek var. Gerçekten senin kurduklarınla alakası yok gerçeğin. Hayata dair bir
şeyler bilseydin, anlardın beni zaten. Ama gitme şimdi. En azından bir çift
kulak görerek konuştuğum zaman, delirmemiş olduğuma kendimi inandırabiliyorum.”
Bir tokat yedi arkadaşı
delikanlıdan.
“Benim ağzımdan çıkmayacak
sözleri bana atfetme sakın bir daha. Tek bir şey istedim senden onu da yapamadın
zaten.”
Yanağından sonra suratı da
kızardı arkadaşının.
Ya hu delikanlı, sen bu diyardan
git istersen. Daraldın iyice…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder