Birleşti yanan, gözleri önünde yaratılmış patlayanla.
Aktı, sert ve sanatlı, koskoca arzı dengede tutan çivilerin arasından.
Onu aldı kendi benliğine yeşil, başka benlikleri geliştirmek için.
Üzerine konan sarıya, sarı yapması için...
Sarı ki gözü açık tutsun, tat olsun kırmızıya.
"Bir görev..." denildi.
Paramparça oldu dağ.
Buhar oldu okyanus.
Ve arza hilafeti kabul etti insan,
Arzda Allah'ın hakimiyetini haykırmayı.
Ve dahi onu yaşamayı sonra yaşatmayı.
Herşey Allah'ın yaratması ve O'nun koyduğu ve kurduğu düzen çerçevesinde işledi.
Arı görevi olan bal yapmayı,
Dağ arzı yerinde tutmayı,
Bulut su vermeyi,
Su serinletmeyi,
Ateş yakmayı,
Unutmadı...
Dünya ve diğerleri döndü durdu,
O, nasıl dön ve dur dediyse.
İnsana da aynı şekilde, gayri iradi kanunları koydu.
Nasıl gördüğüne, nasıl sindirdiğine, nasıl uyuduğuna, nasıl uyandığına bir düzen verdi.
Ve insan ki; en karmaşık organı olan beynini çözmek için bile aynı karmaşık beyni kullanmalı.
Ve anladı insan, acizdi... Kimi kabul etti bu acizliği,
Kimiyse örtmek istedi bu hakikati. İşte buydu insan...
Allah'ın ona verdiği ayırt edici kimlik;
Gayri iradi özelliğiyle ve çevresiyle;
Allah'ın, yani kendini ve çevresini yaratanın koyduğu kanunlarla yani şeriat ile
Uyum içerisinde davranması gereken bir iradî yetenekler bütünü...
Ne yiyeceğini seçer ama nasıl sindireceğini seçemezdi insan...
O bağırsak çalışırdı, o mide sindirirdi, insan istese de istemese de.
Bu iradî ayrıcalık Allah'ın koyduğu kanuna uygun olduğu sürece
İnsan, hem kendisiyle, hem de aynı kanuna tamamıyla tâbi olan çevresiyle
Huzurlu, sağlıklı, barışık bir yaşam sürecekti.
Fakat bildi insan, çok sandığı azı.
Daha kendi kendini tanımamışken herşeyi anladığını sandı ve dedi:
"Ben koyarım kanunu, ben veririm yetkiyi..."
Ve insan aldandı, bildiğini sanarak.
Hem kendisiyle hem de çevresiyle çatıştı.
Biliyordu insan çok az bildiğini ve örtüyordu gündüzü gece gibi...
Fakat unutuyordu insan,
Sabah olacak,
Din gelecek,
Hesap verilecek,
Ve cezasını bilecekti...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder