3 Mart 2015 Salı

Oyun Parkında

Bir yanda iki salıncak. Çocuklardan biri atladı. Sonra öbürü onun atladığından daha uzağa. Sıra bekleyenler boş salıncak durmadan başladılar salınmaya. İlk atlayan çocuk tahterevallide birbirlerine ağır basmaya uğraşan arkadaşlarına koştu. Dün kendisine gıcıklık yapan şimdi yerden bir metre yukarda, karşısına oturup o da ona gıcıklık yapmaya başladı. Kaydırak daha küçüklerin hizmetinde bugün. Onlarla birlikte yirmi otuz yaş kadar büyüklerinin de.

Yazın sıcağında ortalık tozmakta. Zemin kum. Çocuk olanın umurunda mı? Çocuk, olanın umrunda mı?

Yerde bir oyuncak bebek unutulmuş. Tozların arasında. Gözünün biri kopmuş. Kolu yarı yarıya yırtılmış. 4 yaşındaki çocuğun ilgisini çekiyor. Kendisine bir oyun arkadaşı bulduğu için seviniyor. Tam yaklaşıp yerden alacakken, ancak kendisini korumak için o tonda çıkan sese yöneliyor. Annesi uzakta. Eğilip kaldırıyor oyuncağı. Sarılıyor. Koşturuyor. Ve beş saniye sonra çocuğun gözünde yoğunlaşmış şefkatten meydana gelme olan o el, oyun arkadaşını alıp öteye fırlatıyor.

O beş saniye de...

-          Hey merhaba kimsin sen?
-          Ben Nurcan. Senin ne işin var burda?
-          Seni bekliyordum.
-          Oyun arkadaşım olur musun?
-          Çok sevinirim. Beni çok hırpaladılar. Hep kendisiyle düzenli oyunlar oynayabileceğim bir arkadaşım olsun istemiştim. Sen çok iyi bir insana benziyorsun.
-          İyiki çıktın karşıma, seni şu salıncaktaki cadalozdan önce buldum.

…

-          Hey buda ne, hani oyun arkadaşı olmuştuk!?
-          Merak etme oyun arkadaşıyız, ama şimdi oynayamayız. O benim annem.
-          Burda mı bekleyeyim seni?
-          Evet.
-          Tamam.

“Ben oyuncak. Yarım saattir bekliyorum. Çok güvenilir bi insan değil mi? Hem can, hem de nur. Bir cana gerçekten çok ihtiyacım vardı. Yıllardır çekmediğim kalmadı burda. Anneside kötü fırlattı ya, kolumdaki yırtık fena acıyo.”

“Az önce yakından geçerken, bağırdım. Sesimi duymadı. Bu iki saatte bütün geceden daha uzun geçti sanki.”

“Hava kararacak mı acaba? Gelmedi hala. Hava kararmadan gelse iyi olurdu. Adı Nur olduğuna göre aydınlatabiliyordur heralde. Dün gece çok korkmuştum burda. Hey geldi.”

-          Sonunda  gelebildim.
-          Sana bağırdığımda duymadın beni, neden?
-          Oyun oynuyodum arkadaşlarımla.
-          Hani ben senin oyun arkadaşındım!?
-          Oyun arkadaşımsın ama.. Ya niye soruyosun böyle, bak geldim işte.
-          İyiki geldin. Ne oynayalım?
-          Bilmem. Tek gözünle zor olmuyo mu? Diğerine ne oldu?
-          Boşver, gitti bile. Oyuna başlayabiliriz bence gecikmeden.
-          Ben senin diğer gözün olabilirim istersen.
-          Nasıl olacak?
-          Adımı ikiye bölecem, yarısı gözüne nur olacak, diğer yarısı da ona can verecek.
-          Çok sevinirim.
-          Kolunda yırtılmış..?
-          Az kalsın kopacaktı. Son anda kurtardım. Kopmuş olsaydı heralde kimse benimle oynamak istemezdi.
-          Ben dikebilirim senin kolunu, eve gidersek.
-          Gerçekten mi, çok sevinirim…
-          Her yanım toz içinde olduğu için mi benimle oynamıyorsun da, böyle sorup duruyorsun?
-          Yoo, merak ediyorum. Oyun arkadaşıyız biz unuttun mu?
-          Evet… … Hey yine annen geliyo.
-          Ne?

…

-          Aahhh yine kolumun üstüne düştüm. Niye attın beni?
-          Sen kirlisin seninle oynayamam. Hem hiçbir oyunu beceremezsin sen.
-          Ne diyorsun!? Oyun arkadaşıyız biz. Daha başlayamadık bile.
-          Ben eve gidiyorum annemle. Seni evimize götüremem. Daha fazla konuşmaya gerek yok.

“Ben oyuncak. Hava dün geceden daha karanlık.”

…

Ve o çocuk büyüdü. Karşısına çıkan her kim olursa olsun, basit bir oyuncak olarak karşılanmak, o kişinin kaderi oldu.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder