13 Nisan 2015 Pazartesi

Boş vakit

Yoğun günler yaşıyoruz. Hacmi küçük sabırlara koskoca kütlelerin yüklendiği bir zamandayız. Ter damlaları, içinde gizlendiği deriden çıkmadan kuruyor. Bir iş, diğer bir işe başlanmasıyla unutulacağını biliyor artık. Onlar da yorgun... Bir kartanesiyle yuvarlanmaya başlayan bu çığa karşı dur demek isteyenler, ne yazık ki aynı karın içinde başkalarını da yutan bir hale geliyor.

Teknolojiyi kullanması gerekirken, teknolojiyle kullanılıyor. Ailesiyle vakit geçirmek, faydalı işler yapmak veya faydasız işler yapmamak yerine her geçen gün gecikiyor.

Gün içinde zihnimizi meşgul edecek, yanıtlama zorunluluğu hissettiğimiz sorular üreterek, asıl sorunu göremeyip, onu unutup, onun için bir gayret içine giremeyişimize sebep olarak, karşımıza geçip kıskıs gülen bir sistemde yaşıyoruz. Ve bu sistemin en büyük peyniri "boş vakit".

Boş vakit, "hoş vakit geçirme" vesvesesi ile hebaya maruz, en değerli ikinci şey. Birincisi sıhhat... Düşünerek hareket etmek ve az sonra yapacağımız her iş için bir karar mercii belirlemek en zaruri ihtiyacımızdır. Eylemlerimizden hesaba çekilmeden onları hesaplayarak gerçekleştirmeli. Hiç hata yapmamak için, hiçbir şey yapmamak da bir seçimdir. Boş vaktin, boşa geçirilmesi...

Akıl kullanılmadıkça körelir, tıpkı üzerine gidilmeyen yetenekler gibi... Düşünmek sabır ister. Ne yazık ki çoğu işimizi düşünmeden yapıyoruz. Oldu bittiye gelen ve hiçbir aşamasında, doğru veya yanlış kaygısı güdülmeyen her işimiz önümüze ya bu dünyada ya da ötekinde getirilecek. Zira kişinin yapıp ettikleri, başına gelenlerin baş sorumlusudur.

Düşünmek zor dedik; ancak Allah "her zorlukla birlikte bir kolaylık vardır" buyuruyor. Önümüze çekilen bu zincirden halkalı engelin en zayıf parçası, halis niyete sahipliktir ki samimi olarak düşünmek istediğimizde bu halka birden kopuverir. Ancak dikkat etmemiz gereken husus bu halkanın tekrar birleştiği gerçeğidir. Düşünmek sabır ister sözünden kastımız budur.

Her seferinde aynı samimiyeti yakalamak ve gerçekten bunun için Allah' a yönelmek gerek. Çünkü en büyük samimiyet, "kul" yani aciz olduğumuzun içten kabulüdür.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder