Düşünüyorum... Şu dinlediğimi benden önce kim bilir kaç kişi dinlemiştir. Belki onlar dinlemekle kalmamış, ezberlemiştir.
İzliyorum... Sürekli akıp duran, şiirlerin mısra aralarını yapıştırıp onların yekvücut olmalarını sağlayan zamanın akışını.
Düşünüyorum... Neden bazen düşünmüyorum?
"Tadacaktır her nefis ölümü ve ecirlerimiz de ancak kıyamet gününde yerine getirilecektir."
Ne diye gireriz ki farklı hallere? Buyurmuyor mu Allah,
"Mutlaka şirk koşanlardan çok incitici, eza veren sözler işiteceksiniz."
Deniyorum sabretmeyi; nereye kadar sabredeceğimi bilememeye...
Biliyorum,
"Eğer sabreder ve sakınırsak, bu azim olunacak işlerdendir."
Dinliyorum boğazı kısık bağıran şu sesleri:
"Ben acı çeken bir toplumum. Bir şehir...
Üzerimde gezenler, altımda biriktirdiğimden habersiz, beni neyin ve kimlerin kazandığından bihaber.
Bana sahip çıkma vakti gelmedi mi? Beni kurtarma vakti...
Nereye kadar devam edecek halinize ağlanası boş ve faydasız olana ağlamalarınız?
Beni okuma, beni koruma vakti gelmedi mi?
Yerinde susmak, önce yerinde konuşmayı gerektirir.
Nedendir bu 'konuşmamışken susmak'..."
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder