6 Şubat 2015 Cuma

Sorgu III

Kulağına biriken paslı adalet aforizmalarından yeni bir tanesiyle tanışan çocuk, az önce parçalanmış simit tezgahını daha net görebilmek için elinin ayasıyla çeker gözünü yanağına. Onu güçsüz görüp dövmüşler, parasını almakla kalmayıp tezgahını yerle bir etmişlerdi. Kimdi bu emek hırsızı, alın teri katili ve gözünü kırpmadan helal rızka balta sallayan cellatlar? Çocuk, kendi yaşıtı birine ait ince bir sesle hafiften irkilir ve kaldırır başını az önce güneşini engelleyen bedene:

“Geçmiş olsun.” der yeni gelen, soğuk ve intikam yeminli masum surata.
Ciğerindeki depremi hissettiren titrek bir sesle cevap verir simitçi çocuk:
“Ne istediler ki benden?”

Ve ikisi de dinlemeye başlar, ağaçların yaprağını selamlayan rüzgarı. Tanrı misafiri kuşlar damlamaya başlar bu yalnızlık sofrasına, susamı dağılmış şahit simitlerden dinlemek için yaşananları. Bir müddet sonra, sessizliğine kanı kaynayan çocuk, sorar simitçiye:

“Adın ne?”
“Nevzat.”
“Kaç yaşındasın?”
“On iki.”
“Ben de on üç yaşındayım, bu sokağın sonundaki turuncu evde oturuyoruz.”
“Senin adın ne?”
“Aycan.”

… Birbirine çarptığım yumurtaları çok kızmış tavaya atınca elime sıçrayan bir yağ damlasıyla kesiliveriyor konuşmam.

“Uff, yandım.”
“Dikkatli ol biraz, birşeyin var mı?” diyerek acımı anlayan surat ifadesiyle sandalyeden kalkıyor ablam.
“Yok birşeyim merak etme.”
“İyi madem. Ben söyledim, ablan dururken sana mı düştü kahvaltı hazırlamak?”
“On yıldır kokusu burnumda tüten ablam gelmiş, hiç olur mu öyle şey? Herşeyden önce sen bu evde misafirsin.”
“Tamam, öyle olsun.” deyip dağılan konuyu toparlamak için meraklı bir sesle soruyor Fidan ablam:
“Demek Aycan’la çocukken tanıştınız, peki onca yıldan sonra aranız neden bozuldu? Kavga ettiğinizi biliyorum, onun yüzünden okuldan attılar seni.”
“Neyse abla, olan oldu işte. Sen onu bunu boşver de müstakbel eniştemi anlat biraz.”

Derin bir nefes alan Fidan:

“Meraklı melehat, hiç değişmemişsin. Konuyu dağıtmakta üstüne yok.” diyerek bir hafta sonra evleneceği adamdan yani Aycan’ın abisinden söz etmeye başlar. Geçen saatler, her an kendine pelesenk olmayı bekleyen hatıra adaylarına acıyarak sırıtır. O anlatıyor ben de dinliyorum mezar taşı gözlerimle kulağıma gelip gideni. Bu sessizliği bilirim, yine o sade ve aşikar ölü sessizliği...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder