Kulağına biriken paslı adalet
aforizmalarından yeni bir tanesiyle tanışan çocuk, az önce parçalanmış simit
tezgahını daha net görebilmek için elinin ayasıyla çeker gözünü yanağına. Onu
güçsüz görüp dövmüşler, parasını almakla kalmayıp tezgahını yerle bir
etmişlerdi. Kimdi bu emek hırsızı, alın teri katili ve gözünü kırpmadan helal
rızka balta sallayan cellatlar? Çocuk, kendi yaşıtı birine ait ince bir sesle
hafiften irkilir ve kaldırır başını az önce güneşini engelleyen bedene:
“Geçmiş olsun.” der yeni gelen,
soğuk ve intikam yeminli masum surata.
Ciğerindeki depremi hissettiren
titrek bir sesle cevap verir simitçi çocuk:
“Ne istediler ki benden?”
Ve ikisi de dinlemeye başlar,
ağaçların yaprağını selamlayan rüzgarı. Tanrı misafiri kuşlar damlamaya başlar
bu yalnızlık sofrasına, susamı dağılmış şahit simitlerden dinlemek için
yaşananları. Bir müddet sonra, sessizliğine kanı kaynayan çocuk, sorar
simitçiye:
“Adın ne?”
“Nevzat.”
“Kaç yaşındasın?”
“On iki.”
“Ben de on üç yaşındayım, bu
sokağın sonundaki turuncu evde oturuyoruz.”
“Senin adın ne?”
“Aycan.”
… Birbirine çarptığım yumurtaları
çok kızmış tavaya atınca elime sıçrayan bir yağ damlasıyla kesiliveriyor
konuşmam.
“Uff, yandım.”
“Dikkatli ol biraz, birşeyin var
mı?” diyerek acımı anlayan surat ifadesiyle sandalyeden kalkıyor ablam.
“Yok birşeyim merak etme.”
“İyi madem. Ben söyledim, ablan
dururken sana mı düştü kahvaltı hazırlamak?”
“On yıldır kokusu burnumda tüten
ablam gelmiş, hiç olur mu öyle şey? Herşeyden önce sen bu evde misafirsin.”
“Tamam, öyle olsun.” deyip dağılan
konuyu toparlamak için meraklı bir sesle soruyor Fidan ablam:
“Demek Aycan’la çocukken
tanıştınız, peki onca yıldan sonra aranız neden bozuldu? Kavga ettiğinizi biliyorum, onun yüzünden okuldan attılar seni.”
“Neyse abla, olan oldu işte. Sen
onu bunu boşver de müstakbel eniştemi anlat biraz.”
Derin bir nefes alan Fidan:
“Meraklı melehat, hiç
değişmemişsin. Konuyu dağıtmakta üstüne yok.” diyerek bir hafta sonra
evleneceği adamdan yani Aycan’ın abisinden söz etmeye başlar. Geçen saatler, her an kendine pelesenk olmayı bekleyen hatıra adaylarına acıyarak sırıtır. O anlatıyor ben de dinliyorum mezar taşı gözlerimle kulağıma gelip gideni. Bu sessizliği bilirim, yine o sade ve aşikar ölü sessizliği...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder